Şüphesiz, Lipsky, konuşmasında o noktaya, yani sermaye kontrolü önlemlerine gelinceye kadar, konu ile ilgili diğer noktaları ayrı başlıklar altında konuşuyor. Örneğin ‘exit’ politikalarından bahis ediyor, büyümenin dengeli olması gereğinden konuşuyor, artan kamu borçlarından, bunun yüklerinin büyüklüğünden bahis ediyor; bunların açtığı ‘bütçe deliklerininin kapanması gereğinden söz ediyor. Bütün bunları konuşurken ısrarla üzerinde durduğu husus ‘denge’. Çünkü, dünya ekonomisinde ‘denge’ kayboldu, dengesizlik bugünkü krizi getirdi. O nedenle, ısrarla ‘denge’nin yeniden kurulması gereğinden söz ediyor. Sonra, bir başka dengesizlik konusuna, adıyla sanıyla ‘cari hesap dengesizliklerine’, geçiyor, ki o da, öbür dengesizlikle, yani bütçe dengesizliklerinin akrabası oluyor. Lipsky, bu bağlamda, lafı iyice sulandırdıktan sonra ve yükselen piyasa ekonomilerini öne sürerek ilk kez sermaye kontrolü önlemlerinin de düşünebileceğini belirtiyor. Ben de, bunun IMF açısından tarihsel bir dönüş ve kabul olduğunu belirterek yazımı bitirmiş idim.
İş, Lipsky’nin Vancouver konuşması ile kalmadı. Geçen hafta, 1 Aralık 2009’da IMF bir bildiri yayınladı ve Lipsky’nin bu konuşmasına atıfta bulunarak, dilinin altında olanı yavaş yavaş çıkartmaya başladı. Bildirinin birinci paragrafında, Lipsky’nin de söylediği gibi, IMF’nin, çeşitli ülke hükümetlerinin küresel kriz sırasında bankacılık ve finans sisteminin batmasını önlemek maksadı ile harcadıkları milyarlarca doları geriye döndürmeye ve gelecekteki potansiyel kayıpları karşılamaya yönelik, finansal sektör işlemleri üzerinde bir vergi getirilmesi ihtimali de dahil olmak üzere politika opsiyonlarını incelediğini belirtiliyor. İkinci paragafta bu işin ‘ ne kadar karmaşık olduğu’na değiniliyor. Üçüncü paragrafın başlığı ise ‘Knotty Themes’ , yani, ‘yumak haline gelmiş temalar’. Bu paragrafta da çok ‘karmaşıklaşmış’ bu sorunların çözümüne ilişkin basit mesajlar veriliyor; yeni vergi, Tobin Tax olasılıklarından bahis ediliyor ve oradan, laf, ‘aşırı ve değişken sermaye akımlarına’ getiriliyor ve IMF’in birinci paragrafta belirttiği politika opsiyonlarına, bu tür sermaye akımlarına karşı önlemleri de dahil ediliyor.
Tüm bunlar şunu gösteriyor: Finansal serbestleşme, ama daha da önemlisi finansal küreselleşme tahmin edilenin aksine kendi kendini yönetemedi, beklenen sonuçları vermedi. Bundan da en büyük darbeyi, bu finansal küreselleşmenin en büyük savunucusu olan Anglo Saxon ülkeleri, yani ABD ve İngiltere yedi. Diğerleri, EURO bölgesi de dahil olmak üzere, söylemleri ne olursa olsun, kısmi ve gizli korumacılık yaptılar. Bu hem ABD, hem de dünya ekonomisi açısından ‘çözümsüz bir dengesizlik’ olasılığını beraberinde getirdi ve tehlike daha geçmiş değil. Ama, bunun böyle gitmesi de mümkün değil. O nedenle, bazı radikal değişimler gerekiyor. O nedenle, Amerika Birleşik Devletleri BİLE, kapitalizm ve küreselleşmeye ölümcül darbeler vurmamak şartı ile aşırı ve oynak sermaye akımlarına karşı durmak zorunda olduğunu biliyor. Bunun etraflı bir analizi için Peter G. Peterson Institute for International Economics’in Direktörü ünlü iktisatçı Profesör Fred Bergsten’in Foreign Affairs’in Kasım Aralık 2009 sayısındaki ‘The Next Financial Challenge’ adlı yazısını okumanızı tavsiye ederim. O nedenle, dünya ekonomisinde, daha çok uzun zaman, ‘her koyun kendi bacağından asılacak’. Ekonomik ortam da, kim aksini söylerse söylesin, gizli bir korumacılığın ve ‘ülke çıkarcılığı’nın hakim olduğu bir ortam olacak. Böyle bir ortamda Türkiye de kendi çıkarını en öne koymalı. Ona buna şirin görüneceğim diye ABD’ye bile yar olmayan hesapsız bir finansal serbestleşme ve küreselleşmeye esir olmamalı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder