28 Kasım 2008 Cuma

'Dolar devalüe edilebilir emtiaya yönelin' tavsiyesi

ABD hükümetinin, uluslararası rezerv para rolünü gözardı ederek doların değerini düşürmeyi hedeflediği belirtiliyor.Ünlü Rogers Holding bBaşkanı Jim Rogers, Washinton yönetiminin ABD ekonomisinin rekabet gücünü arttırmak amacıyla doları devalüe edebileceğini ileri sürdü ve yatırımcıya emtia ürünleri alması tavsiyesinde bulundu.
Para ve emtia piyasalarındaki hareketleri doğru tahmin etmesiyle ünlü Jim Rogers, Singapur'da Bloomberg'e yaptığı açıklamada, "Dolar dünya rezerv para birimi olma konumunu kaybedecek, Amerikan parası devalüe edilecek ve çok aşağıya inecek. Washington'daki adamlar doların değerini düşürmeyi istiyorlar" dedi. Rogers, "Paranızın değerini düşürürseniz bunun sizi daha rekabetçi bir konuma getireceğini sanıyorlar. Bu tarihte uzun dönemde hiç başarılı olmadı" dedi. Rogers, doların haziranda başlayan rallisinin önümüzdeki yıllara da sarkacağını söyleyerek, "Bu ralli sırasında elimdeki dolarlardan kurtulmak istiyorum" dedi. Rogers eğer bu işe şimdi başlasaydı kendisinin Japon Yeni alcağını berlirterek, "Ancak bu da yapay bir hareket. Şu sıralar gerçekten hangi paranın güçlü olduğunu anlamak çok zor" açıklamasında bulundu.
Rogers, 27 Nisan'da dolarda bir ralli beklediğini söylediğinden bu yana doların bir grup para birimine karşı değerini gösteren dolar endeksi yüzde 19 yükseldi. Yatırımcının finans krizi sırasında güvenli liman olarak gördükleri ABD Hazine kağıtlarına yönelmesi dolara da yaradı ve dolar, Japon Yeni hariç en çok işlem gören 16 para birimi karşısında değerlendi. Rogers'a göre Amerikalı politikacılar, ekonomiyi canlandırmak için dolardaki çıkışı tersine çevirmek taraftarı.

Rogers'ın 2006 yılındaki petrol fiyatının 100 dolara ulaşacağı ve altının 1000 dolar/ons seviyesini geçeceği öngörüsü dedoğru çıkmıştı. Rogers Uluslararası Emtia Endeksi, temmuz ayında ulaştığı rekor seviyesinin yüzde 52 altına indi. Endeks sadece kasım ayında yüzde 11 değer kaybetti. Rogers Endeksi, son 7 yılda ise %124 yükselmiş durumda.

Kaynak: Dünya Gazetesi, 26.11.2008

27 Kasım 2008 Perşembe

Türk Lirası Global Oldu

Dünya'nın en büyük türev borsası Chicago Ticaret Borsası (Chicago Mercantile Exchange, CME) Türk Lirası ile "future" kontratların yapılmaya başlanacağını açıkladı. İlk future TL kontratlar 2009 yılının ilk çeyreğinden başlayarak USD/TL ve Euro/TL cinsinden yapılacak. Analistler, TL'nin ilk defa uluslararası bir piyasada 24 saat boyunca aralıksız olarak işlem göreceğine dikkat çekerek "Bu adım Türk Lirası'na hem uluslararası ilginin arttığının bir göstergesi hem de küresel krizin yaşadığı bir dönemde İMKB ve VOB kapandıktan sonra ABD'den gelen gelişmelere hızlı tepki verebilecek olması da önemli" yorumunu yaptı.
Borsa yönetiminden yapılan açıklamalarda 2004 yılında tedavüle sokulan Yeni Türk Lirası'nın son yıllarda ABD Doları ve Euro karşısında bile değer kazanarak benzersiz büyüme kaydettiği belirtildi. Açıklamada, büyüyen sanayi sektörüyle önümüzdeki yıllarda yükselen bir piyasa olarak anılacak olan Türkiye'nin adının sıkça geçeceğine dikkat çekildi.
Avrupa ve Asya arasındaki konumuna dikkat çekilen açıklamada Türkiye'nin tarihsel olarak doğu ile batı arasında bir geçiş yeri olduğu vurgulandı. 2005 yılında Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin başladığının anımsatıldığı açıklamada, Türkiye'nin ekonomisinin büyük sıçramalar kaydedildiği belirtildi. Ayrıca Türkiye'nin bu ekonomik sıçramalarla Rusya, Çin ve Brezilya gibi diğer sanayileşen ülkelere aynı lige girdiği bildirildi.
CME böylece yükselen piyasalarda daha da büyümeyi ve Avrasya bölgesi ile olan bağlantılarını arttırmayı hedefliyor. TL kontratlarla birlikte borsada 20 ayrı para birimi, 43 döviz çifti ve 31 opsiyonlu döviz çiftinden işlem yapılabiliyor olacak. TL, VOB'da da future kontrat olarak işlem görüyor.

Kaynak: Dünya Gazetesi, 13.11.2008

26 Kasım 2008 Çarşamba

Roubini ilk defa olumlu konuştu

Newsweek dergisinden Daniel Stone ile yaptığı röportajda, ABD'nin yeni başkanı Barack Obama'nın ekonomik gelişmelere tavrını hızlı ve cesurca bulduğunu söyleyerek yeni yönetime sıcak baktığını belirtti. Hazine Sekreteri Tim Geithner ve Ulusal Ekonomik Kurul Başkanı Larry Summers'ı başarılı bulduğunu da sözlerine ekliyor.

Newsweek dergisinin Roubini'ye Obama'nın yeni takımı hakkında ne düşündüğünü yönelttiği soruya Obama'nın seçimlerinin mükemmel olduğunu belirterek cevap verdi. Tim Geithner'ın pragmatik bir kişiliğe sahip olduğunu söyleyen Roubini, Geithner'ın hazine için büyük bir lider olacağını kaydetti. Hazine ve IMF deneyimi olan Geithner'ın aynı zamanda FED deneyimi olduğunu da sözlerine ekledi. Larry Summer'ın da yeteneklerini öven Nouriel Roubini bu yeni ekiple ekonomide güzel hareketlerin olabileceğini söyledi.

Roubini'ye Obama'nın yeni ekibinin ilk yapması gerekenlerin ne olduğu sorusu yöneltildiğinde de öncelikle toplu talebin acilen arttırılması gerektiğini, ikinci olarak da finansal sistemin yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi. Yapılan 700 milyar dolarlık yardımın gerekli yerlere ulaşması için hızlı hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.

Obama'nın öncelikli olarak altyapı ve enerji büyümesine ağırlık vererek işgücü potansiyelini arttırma fikrini de doğru bulduğunu belirten büyük ekonomist öncelikli olarak çökmekte olan konut sektörünü ve harcama dengelerinin kurulmasını desteklemenin gerekliliğini savundu. Ardından daha geniş bir düzlemde düşünerek işsizlik sorunun çözülmesi gerektiğini ortaya koydu. Altyapı ve enerji yatırımlarının başlangıçta işsizlik sorununun önüne geçeceğini vurgulayarak yeni takımı desteklediğinin üzerinde durdu.

Kaynak:
www.bigpara.com

19 Ekim 2008 Pazar

Vadeli İşlemler

Eurobond Nedir ?
Hükümet ya da şirketlerin ,kendi ülkeleri dışında, kaynak sağlamak amacıyla, yabancı para cinsinden ihraç ettikleri, genelde uzun vadeli ve kupon ödemeli borçlanma araçlarıdır.

Kimlere uygundur ?
Yatırımlarınızı orta veya uzun vadelerde değerlendirerek döviz cinsinden düşük riskli sabit bir getiri sağlamak istiyorsanız Eurobond işlemleri yapabilirsiniz.

Özellikleri :
• Başta Amerikan Doları olmak üzere ,Euro,Japon Yeni,İsviçre Frangı gibi döviz cinsleri üzerinden ihraç edilebilmektedirler.
• Vadeleri genellikle 5 – 30 yıl arasında değişir.
• 6 ayda bir veya yılda bir , sabit veya değişken kupon faizi öderler .
• Genellikle hamiline yazılı olarak ihraç edilirler ancak fiziki teslim mümkün değildir.
• 2.el piyasası olan yatırım araçlarıdır.Genellikle uzun vadeli olarak ihraç edilmelerine karşın,vade sonunu beklemeden nakde çevrilebilmekte ve getiriniz nakde çevrileceği tarihteki piyasa koşullarına bağlı olarak değişebilmektedir.
• İkincil piyasa işlemlerinde standart işlem valörü ‘ işlem tarihi + 3 iş günü ' dür.
• Eurobond kupon ödemelerinde stopaj kesintisi yoktur.Yatırımcının elde ettiği geliri beyan etme zorunluluğu vardır.
• Klasik TL ve YP yatırımlarına alternatif olarak cazibesi gittikçe artan yüksek getirili bir yatırım aracıdır.


Forward Nedir ?
Forward temel olarak bugünden gelecekteki kuru sabitlemek demektir. Taraflar anlaşma tarihinde miktar,fiyat ve para değişimi tarihi konusunda mutabık kalırlar, fakat para değişimi yapmazlar. Belirledikleri tarih geldiğinde her iki tarafta önceden anlaşma sağladıkları kur üzerinden yükümlülüklerini yerine getiriler.

Kimlere uygundur ?
Forward işlemler ileri vadelerde döviz riski taşıyanlar (ithalatçılar, ihracatçılar, dövize endeksli kredi kullananlar vs…) tarafından bu risklerden korunma amacıyla kullanılabilir. Ayrıca döviz piyasalarında spekülatif işlem yapmak isteyenler için de uygundur.

Özellikleri :
• Forward işlemler tezgahüstü piyasalarda yapılır.
• Forward fiyat spot kur ve faiz farkındaki hareketlerden etkilenir.


Swap Nedir ?
Swap, iki varlığın değişimi olarak ifade edilebilir. Gerek faiz ve gerekse de para birimleri birbirleriyle değiştirilebir. Swap iki farklı vadeye yapılan döviz alış ve satış aracılığıyla ya da zıt yönlü ve farklı para cinsindeki varlıkların para piyasaları işlemleriyle ileri vadeye taşınmasıyla olur.

Kimlere uygundur ?
Swap işlemleri döviz ve faiz riskine açık olan yatırımcı ve portföy yöneticileri için uygundur.

Özellikleri:
Örnek olarak elinizde Amerikan Doları varlığınız var ve İngiliz Sterlini cinsinden borcunuz var. Aynı zamanda Amerikan Dolarının, İngiliz Sterlini karşısında değer kazanmasını bekliyorsunuz ne yapabilirsiniz.?
Bu durumda yapabileceğiniz ilk şey Amerikan Dolarlarınızı İngiliz Sterlini'ne çevirerek borcunuzu ödemektir. Fakat bu durumda eğer gerçekten Amerikan Doları, Sterlin karşısında değer kazanırsa belirli bir kayba uğramak kesindir. Oysa Swap yaparak bu duruma bir çözüm getirebilirsiniz. Şöyle ki ; bulacağınız bir partnere siz o günkü parite üzerinden Amerikan Dolarınızı verip karşılığında İngiliz Sterlini alırsınız. Aldığınız Sterlinlerle borcunuzu ödersiniz. Partnerinizle, Amerikan Dolarının faizini, İngiliz Sterlinin faizini ve vadeyi belirlersiniz.
İşlemin vadesi geldiğinde anlaşılan faizler üzerinden partneriniz size Amerikan Dolarınızı geri öder sizde partnerinize olan İngiliz Sterlini borcunuzu ödemek için o günkü parite üzerinden elinizdeki Amerikan Doları ile İngiliz Sterlini alırsınız ve borcunuz ödersiniz. Bu işlemi yaparak Amerikan Dolarının yükselmesinden uğrayabileceğiniz kaybı bertaraf etmiş olursunuz.

Opsiyon Nedir?
Opsiyon latince bir terim olup tercih, seçim anlamına gelmektedir. Temel olarak opsiyonu; herhangi bir varlığı anlaşılan tarihte sabit bir fiyattan satma ya da satın alma hakkı veren araçlar olarak tanımlanabilir. Bu ürünün en önemli özelliği işlemin vadesi geldiğinde opsiyon hakkını elinde tutan tarafın işlemi yapmaktan vazgeçebilmesidir.

Kimlere uygundur ?
Opsiyon işlemleri spot/forward piyasalardaki risklerin kapatılması ya da spekülatif yatırımcılar tarafından kullanılır.

Özellikleri:

İki çeşit opsiyondan bahsetmek mümkündür.

1 - Satın alma hakkı opsiyonu
2 - Satma hakkı opsiyonu

Bu iki opsiyonda da taraflar miktar, işlemin vadesi, vade tarihindeki fiyat ve opsiyon hakkını alan tarafın ödeyeceği prim konusunda bugünden anlaşırlar. Anlaşma tarihinde opsiyon hakkını alan taraf anlaşılan prim miktarını opsiyon hakkını veren tarafa nakden öder. Bunun dışında herhangi bir para değişimi yapılmaz.


Kaynak:
http://www.tskb.com.tr/

8 Temmuz 2008 Salı

Faiz Dışı Fazla


  1. Devletin 100 tl geliri olsun. 140 tl de gideri. bu giderini de detaylı verelim. devletin maaş ödemeleri, genel giderleri ve yatırım giderleri 90 tl olsun. faiz giderleri de 50 tl olsun. toplam gider unutmayalım 140 tl idi, 50 faiz, 90 diğer giderler. yani kırk açığımız var.şimdi 50 faiz giderini çıkartalım. yani geçmişte alınmış borcun faiz yükünü göz önüne almayalım. bu durumda faiz çıktıktan sonra giderler 90 ve gelirler 100 olduğu için faiz hariç fazla verirdik, bu fazla da faizin bir kısmını (sadece 10 kadarını) ödeme gücümüz olduğunu gösterir, ama hepsini ödememize yetmezdi, yani kırk açık kadar borcumuzu arttırmak zorunda kalırdık. şimdi açık vermeyecek isek, gelirleri arttırmak, faiz dışı giderleri de düşürmek zorundayız, çünkü borç faizini bir kere baştan kabullenmişiz. yani yapmamız gereken faiz dışı fazla rakamını yükseltmek, faiz yükünü de azaltmak.
  2. Toplam gelirlerle faiz harcamaları dışındaki diğer harcamalar arasındaki farktır. Bütçe toplamda açık verse dahi, bütçe açığı faiz harcamalarından daha düşükse, faiz dışı fazla veriliyor demektir.faiz dışı fazla verildiğinde, vadesi gelen borçlar yeniden borçlanarak ödeniyor. Borçların faizlerinin ise bir kısmı yeniden borçlanılmak zorunda kalınıyor. Kalanı gelirlerle karşılanıyor.
  3. Faiz dışı fazlayı mümkün olduğunca basite indirgeyip anlatabilmek moda oldu son zamanlarda. sanki basitleştirip de anlayınca sorun çözülebilirmiş gibi. önce elden geldiğince basite indirgeyerek anlatmaya çalışayım faiz dışı fazlayı. bütçenin giderleri, gelirlerinden büyükse bütçe açığı var demektir. bütçenin giderleri ikiye ayrılabilir: (1) faiz giderleri, (2) faiz dışı giderler. eğer bütçe gelirleri faiz dışı giderlerden büyükse o zaman faiz dışı fazla var demektir. bir ülkenin bütçesinin denk olması iyi bir şeydir. ama böyle bir denklik yoksa, yani ülkenin bütçesi açık veriyorsa, bir başka deyişle gelirleri giderlerine yetmiyorsa, o zaman o ülkenin bütçesinin faiz dışı fazla vermesi zorunluluğu vardır. çünkü o zaman o ülkenin gelirleri faiz dışı giderlerinden fazla olacağı için gelir fazlası miktar faiz giderlerinin ödenmesinde kullanılabilir. faiz giderlerini karşılamak için de borçlanmaya gidilmesi sıkıntılar yaratır. eğer bir ülkenin gelirleri faiz dışı giderlerini bile karşılayamıyorsa, yani bir ülke geçmişte aldığı borçların faizlerini ödemek için bile borçlanıyorsa, gün gelir o ülke borçlarını ödeyemez. çünkü o ülkenin kamu yönetimine borç veren kalmaz. faiz dışı fazlanın önemi buradan kaynaklanıyor. imf'nin bize faiz dışı fazla verdirmeye çalışmasının ve bu fazlayı mümkün mertebe yüksek tutmaya çalışmasının nedeni budur. faiz dışı fazla hesaplanırken bütçe ve bütçe dışı faiz dışı fazlalar toplanır ve gsmh'ye bölünür. bütçe dışındaki faiz dışı fazlalar (ya da açıklar) kamu iktisadi teşebbüsleri (kit'ler), mahalli idareler, sosyal güvenlik kurumları, bütçe dışı fonlar ve döner sermayelerden kaynaklanır. bunların tek tek faiz dışı fazla( ya da açıkları) toplanır ve gsmh'ye oranlanırsa türkiye'nin faiz dışı fazla oranı bulunmuş olur. faiz dışı fazla genellikle şöyle bir formülle hesaplanır: gelirler - faiz dışı giderler = faiz dışı fazla / gsmh. yüzde 6.5 olarak tutturulması gereken oran budur. bunun en büyük bileşeni bütçedir. o nedenle de asıl fırtına bütçe çevresinde kopmaktadır. bütçe faiz dışı fazlası olarak imf'nin koyduğu oran 2002 için yüzde 5.5 idi. geri kalan 1 puan da bütçe dışındaki kuruluşlardan gelecekti. ne var ki 2002 yılı bütçe faiz dışı fazlasının yüzde 4.5'te, hatta imf'nin hesaplamasında merkez bankası kârları hesaba katılmadığı için yüzde 3.5'te kaldığı anlaşılıyor. yani yüzde 5.5 olarak konulmuş bulunan bütçe faiz dışı fazla hedefi yüzde 3.5'te kalmış durumda. bunun iki kötülüğü var: (1) 2002 hedefinin tutturulamamış olması, (2) 2003'teki yüzde 5.5'lik hedefin tutturulmasını zorlaştırması. 2002'de eğer yüzde 5.5'lik hedef tutmuş olsaydı o zaman 2003'te önemli şeyler yapmaya gerek kalamayacaktı. ne var ki bu hedef sapması 2003'te yeni vergiler ya da gider kısıntılarını kaçınılmaz olarak gündeme getiriyor. hükümet birtakım yeni gelir kalemleri ve gider kısıntılarını bütçeye monte ederek bu oranı tutturacağını iddia ediyor, imf ise hükümetin bu düzenlemelerinin istenen artışı sağlayamayacağını iddia ediyor. imf'nin tezlerini biraz daha kurcalarsanız başta kdv olmak üzere, vergi oranlarının artırılması ve başta ücretler ve desteklemeler olmak üzere gider kalemlerinin kısılmasını istediği ortaya çıkıyor. imf'ye göre gerçekçi düzenleme ancak böyle yapılabilir. hükümet ise imf'nin afaki bulduğu düzenlemelerinin yüzde 5.5'lik bütçe faiz dışı fazla hedefini tutturacağı iddiasında ısrar ediyor. faiz dışı fazlanın yüksek olması iyi bir şeydir, ama kolay değildir. bunu sağlamak için ya gelirleri artırmak veya giderleri kısmak ya da her ikisini birden yapmak gerekir. gelirleri artırmak bütçe açısından vergileri artırmak, mahalli idareler açısından halktan alınan katkı paylarını ve vergileri artırmak, kit'ler açısından fiyatları artırmak, sosyal güvenlik kurumları açısından ise katkı paylarını ve primleri artırmak demektir. bunların hiçbiri iktidar açısından popüler konular değildir. giderleri kısmak ise devletin yatırımlarını azaltmak, memur maaşlarını yükseltmemek, destekleme fiyatlarını artırmamak demektir. bunların hepsinin ucu vatandaşın cebine dokunur. özetle faiz dışı fazlayı basite indirgeyip anlatmak mümkündür de basit biçimde uygulamak pek mümkün değildir. bir başka deyişle sorunun esası, olayı anlayıp anlatamamaktan değil, anlayıp da uygulayamamaktan kaynaklanır.

26 Mart 2008 Çarşamba

Hedge Fon Nedir?

Hedge fonların daha yüksek getiri sağlamalarında daha az denetime tabi olmaları nedeniyle sermaye yeterliliği karşılığı gibi sınırlayıcı etkilerden uzak kalmaları önemli bir etmen.
Özünde yatırım fonları gibi çalışmakla birlikte düzenleme ve risk profili açısından ciddi anlamda farklılık gösteren hedge fonlar yatırımcılara ve fon yöneticilerine sağladığı yüksek getiriler nedeni ile son yıllarda büyük yaygınlık kazanmışlardır. Son yıllarda özellikle türev ürünlerinin kullanımına bağlı olarak giderek yaygınlaşan hedge fonları 2006 yılı itibari 1.3 trilyon dolarlık işlem hacmine ulaşmıştır.
Yatırım danışmanı Alfred Winston Jones’un 1949 yılında hisse senetleri üzerine uzun ve kısa pozisyonlarla oluşturduğu yatırım fonu ilk hedge fon örneği olarak bilinmektedir. Genellikle uzun ve kısa pozisyonların aynı anda alınması nedeni ile esasen oldukça riskli olan bu fonlar hedge (riskten sakınma) fonları olarak anılmaktadır. Ancak bu fonlar yüksek karlara ulaşabilmek için oldukça yüksek kaldıraç (borçlanma etkisi) ve riskler taşımaktadır. Yatırımcı kar edebilmek için en az bir yıl beklemek zorunda olduğu gibi fon yöneticisi de fonun genel piyasa getirisinin (örneğin bir yıllık hazine bonosu) üzerinde yapmış olduğu karın yüzde 20’lere yakın kısmını prim olarak alabilmektedir. Bu şartlar geçekleşmediğinde ise ne yatırımcı ne de fon yöneticisi kar edebilmektedir.HEDGE FON YATIRIM STRATEJİLERİHedge fon yatırım stratejileri, genellikle benzer risk kategorisindeki ülke tahvilleri, hisse senetleri, özel sektör tahvilleri, kredi türev enstrümanları gibi enstrümanlarından oluşturulan portföylerin olası getiri farklarından faydalanmak beklentisi ile oluşturulur. Hedge fonlar kendi içinde çok karmaşık prensiplerle çalımakla birlikte, üç temel yatırım stretejisine dayanmaktadır. Bunlar piyasa trendi, olay tabanlı (event driven) ve arbitraj stratejileridir. Piyasa trendi stratejisi önemli bir makro olayın (Avrupa Para Birliği’nde oluşabilecek olan bir kriz vb) üzerine geliştirilen bir yatırım stratejisi ile oluşturulmaktadır. Olay tabanlı yatırım stratejisi bir firmaya yönelik olan olumsuz bir olay (firm distress) ya da şirket satın almalarına yönelik olabilir. Arbitraj stratejisi ise birbirlerine risk yönünden benzeyen ama getiri yönünden farklı olan enstrümanlar arasında yapılır. HEDGE FONLARI HER ZAMAN KAZANDIRIR MI?Dünya finans piyasaları 2006 Eylül’ünde Amaranth adlı cok önemli hedge fonun batış haberiyle çalkalanmıştır. 32 yaşındaki parlak hedge fon yöneticisi Brian Hunter geçmişte çok önemli finansal yatırım başarılarına imza atmış olsa da emtia fiyatlarındaki ani düşüşün yatırım portföyünde oluşturacağı zararları öngörememeştir. Kısa bir sürede Amaranth fonlarındaki varlıkların yüzde 65’i erimiş ve yatırımcılarını 6 milyar dolarlık zarara uğratmıştır. Bu gelişme özellikle son dönemlerdeki en önemli finansal fiyaskolardan biri olarak düşünülen LTCM’in zararından çok daha vahim bir sonuca yol açmıştır. Olayın hemen ardından BIS (Bank for International Settlement) ve İngiliz Merkez Bankası başta olmak üzere bir çok düzenleyici otorite hedge fonlar hakkında önemli düzenlemeler konusunu tekrar gündeme getirmişlerdir.RİSK KONTROLÜ VE HEDGE FONLARLTCM’in kurucuları arasında yer alan 2 Nobel Ödüllü finans profesörünün (Robert Merton ve Myron S. Scholes) fonlarını batışa sürükleyen riskleri öngörememeleri finans piyasasında şaşkınlık yaratmıştır. LTCM ve Amaranth’ın batışının arkasında risk modellerin çalışması sorgulanmış ve iki temel nokta ortaya çıkartılmıştır. Bunlardan ilki, standart risk ölçüm metotlarının (Riske Maruz Değer) hassasiyeti ve kullandıkları varsayımların çok yüksek kaldıraç taşıyan pozisyonlar için yetersiz kaldığıdır. Daha da önemlisi, özellikle piyasa likiditesi beklenmedik bir biçimde azaldığında finansal getirilerin ne kadar düşebileceğini öngörebilmek çok güçtür. Bunların yanında, ani piyasa değişiminde (örneğin Rusya’nın moratoryum ilan etmesi gibi) tüm fonların risksiz yatırım ürünlerine kaçışı sonucu (flight to quality) normal şartlarda çok iyi çeşitlendirilmiş bir portföy bile son derece riskli bir hale gelebilmektedir. Bütün bu açık noktalar hedge fon risklerinin normal bankacılık risklerinden daha farklı bir biçimde değerlendirilmeleri gereğini göz önüne sermektedir. HEDGE FONLARA İLİŞKİN YASAL DÜZENLEMELER Hedge fonların daha yüksek getiri sağlamalarında daha az denetime tabi olmaları nedeniyle sermaye yeterliliği karşılığı gibi sınırlayıcı etkilerden uzak kalmaları önemli bir etmendir. Ayrıca, yönetici maaş ve primlerinin yatırım fonlarına göre daha esnek olması yüksek getiri kovalamanın arkasındaki bir başka nedendir.Hedge fonları ABD’de SEC’in, Türkiye’de SPK’nın denetimine tabidir. Düzenlemelerin bankalara göre daha sınırlı olmasının nedeni hedge fon yatırım stratejilerinin gizliliğidir. Ne var ki, önce LTCM sonra da Amaranth’ın batışı gibi olaylar bu fonların denetimini tekrardan mercek altına alınmasına neden olmuştur. HEDGE FONLARIN FAYDALARILikidite SağlarlarFiyat belirlenimine ve enformasyonun doğru ve etkin kullanılmasına yararlarGlobal porföylerde çeşitlilik sağlarlarHEDGE FONLARIN OLASI ZARARLARIFinansal stabiliteyi bozabilirlerGelişmekte olan ülkenin yerel maliye ya da para politikalarının etkinliğinin azalmasına neden olabilirlerHEDGE FONLARIN TÜRKİYE’DE UYGULANABİLİRLİĞİTürk finans piyasaları dünyadaki 1.3 trilyon dolarlık hedge fon pastasından belirli bir pay aldığı kesindir. Finansal liberalizasyon şartları altında Türkiye ekonomisi uluslararası fonların ani giriş ve çıkışlarının yaratacağı sorunları yaşamaktadır. Emtia fiyatlarında düşüşün devamı belki yeni Amaranth’lar da yaratacak ve bu da bizim gibi ülkelere olumsuz yansıyabilecektir. Finansal stabilite konusunda daha kalıcı makro ve mikro çözümler aramak ve uygulamak şarttır. Ancak, Türkiye’de tamamen Türk sermayeli ve sadece ülke içi enstrümanlarla çalışacak hedge fon oluşturulmasının önünde önemli engel ve sakıncalar vardır. Aslında bu engeller finans piyasasının geneli içinde önemli olumsuzluklar arasında sayılabilir. Finans piyasasında açığa satış (short) yapılması pek mümkün değildir. Bu da sadece uzun pozisyon alarak hisse tabanlı bir hedge fon yatırım stratejisi yapılabilmesi sonucuna neden olacaktır. Türk finans piyasası Türk hedge fonlarını oluşturacak ve temel hedge fon yatırım stratejilerini gerçekleştirebilmek için yeterli likiditeye sahip değildir.Türk finans piyasasında fonlama vadesi son derece kısadır. Mevduat vadeleri hem Türk Lirası hem de Döviz için hala çok kısadır. Bu çok uzun vadeli yatırım stratejilerine ulaşmayı önlemektedir.Türkiye’de henüz etkin ve derin bir vadeli piyasa oluşturulabilmiş değildir. En temel hedge pozisyonları için likit bir vadeli piyasanın mevcudiyeti şarttır.Hedge fonlardaki karmaşık stratejileri denetlemek için çok sayıda kalifiye finans çalışanı gerekmektedir. Devletin insan kaynakları politikası ile bu karmaşık denetimleri yerine elemanları uzun süre bünyesinde tutması mümkün görünmemektedir. SONUÇFinansal stabilite dünyadaki gelişmiş gelişmekte olan birçok ülke için büyük önem taşımaktadır. Sermaye hareketlerinin ani yön dğiştirmesi bu bağlamda önemli bir tehdit unsuru olarak görülmektedir. Türk finans piyasası dünyadaki yeni gelişmelere gerekli şartlar sağlandıktan sonra ayak uydurmak zorundadır. Ancak yeni ürünlerin özü tam olarak anlaşılmadan yapılacak düzenlemeler sonrasında yıllarca çözülemeyen sorunları da beraberinde getirecektir. Türk finans piyasasının kısa tarihi çok sayıda benzer girişimlere tanık olmuştur. Finans bürokrasisinin hedge fonların kuruluş aşamasında da benzer bir olumsuzlukla karşılaşmaması için geçmişteki hatalardan ders alması gereklidir.

Kaynak: NTV-MSNBC