Çalışmanın neden yapıldığını özetleyen küçük paragraf aynen şöyle: “Büyük yumuşama (ekonomilerdeki sert ve büyük iniş çıkışların azaltılmış olması kast ediliyor-Kİ) makroekonomistlerin ve politika yapıcılarının, makroekonomik politikayı nasıl yöneteceklerini iyi bildikleri şeklinde aldatıcı bir güven sahibi olmalarına neden olmuştur. Kriz, çok açık bir şekilde bizi bu değerlendirmeyi sorgulamaya itmektedir. Bu çalışmada, kriz öncesi var olan ortak kanının unsurlarını gözden geçirecek, nerede yanlış olduğumuz ve kriz öncesi çerçevedeki inançların hangilerinin hala geçerli olduğunu tanımlayacak ve yeni makroekonomik politika çerçevesinin çevresinde ilk deneysel geçişimizi yapacağız”. Oldukça adil; ve, IMF’in geçmişi ve bu tartışmalar içindeki nazik konumunu dikkate alan bir açıklama. Ama, gene de makroekonomik politika öğretilerinde çok ince kalibrasyon olacağına da işaret ediyor.
Çalışmanın II numaralı ve ‘Ne bildiğimizi düşünüyorduk?’ adlı bölümünde yazarlar şöyle devam ediyorlar: “ Para politikasını tek hedefli, enflasyon, ve tek araçlı, politika faizi, olarak düşündük. Enflasyon istikrarlı (düşük-Kİ) olduğu müddetçe üretim açığı büyük bir olasılıkla küçük ve istikrarlı ve parasal politika da işini yapmış olacaktı. Bütçe politikalarını, ‘siyasi kısıtlarla’ faydaları çok keskin bir şekilde sınırlanacağından, ikinci derecede rol oynar olarak düşündük. Ve, finansal düzenlemeleri çoğunlukla makroekonomik politika çerçevesinin dışında düşündük. Kabul ediyoruz ki, akademik dünya daha fazla sarıldı : politika yapıcıları sıklıkla daha pragmatik idiler. Gene de, hüküm süren ortak kanı politikaların şekillendirilmesi ve kurumların tasarlanmasında önemli bir rol oynadı”. Şüphesiz bu da kısa ama öz bir itiraf.
Çalışmanın devamında bu belirtilen ortak kanı unsurları, yani A. tek hedef: İstikarlı enflasyon, B. Düşük enflasyon, C. Tek araç: Politika faizi, D. Bütçe politikası için sınırlı rol, e. Makroekonomi Politikası olarak düşünülmeyen finansal regulasyon, teker teker ele alınarak nasıl akort edilebilecekleri üzerinde duruluyor.
Özetlenecek olursa, yazarlar düşük enflasyon hedefinin, tek araç olarak alınan politika faizinin düşürülmesini sınırladığı için (yani, hemen sıfır faiz düzeyine erişildiği için, aşağı doğru hareketlerde yani parasal genişlemede aracın etkinliğinin kısıtlı olacağını ifade ediyorlar. Yani, akort olarak, ‘düşük enflasyon’ hedefi yükseltilmeli mi? sorusunu gündeme getiriyorlar. Maliye politikaları konusundaki akordun ise , yukarıda belirttiğim ‘siyasi kısıtlar’ın düzeltilmesinde yattığı ima ediliyor. Diğer bir deyişle, genişleyici maliye politikalarına başvurma zamanı geldiğinde daha evvelden ‘kaynağın yaratılmasının kolaylanmış olması’ gereği vurgulanıyor.
Yazarlar, çok tartışılan bir diğer konuya daha çeşitli açılardan giriyorlar. Bu açılar, finansal regulasyonlar ile makroekonomik politika arasındaki ilişkileri, oradan hareketle, Merkez Bankaları’nın görevlerinin yeniden tanımlanması gibi konuları kapsıyor. Çok tartışılan ‘acaba Merkez Bankaları varlık fiyatlarındaki şişmeleri önleme görevini de yürütmeli mi?’ sorusu etrafında dönen finansal istikrar konusu bu çalışmada önemli bir akort alanı olarak ortaya sürülüyor. Merkez Bankaları böyle bir sorumluluk içine girerse bunun yalnızca para politikası ile olamayacağı belirtiliyor. Oradan böyle bir sorumluluğun tartışılmasını gerektirdiği diğer sorulara geçiliyor: Bunu sağlamak için mikro temelde düzenleme ve denetleme yapan Düzenleyici kuruluşlar Merkez Bankaları arasındaki gerekli işbirliği ve diyalog etkinlikle sağlanabilir mi? Yoksa hem mikro, hem de makro temelde düzenleme ve denetim tek bir birime mi bırakılmalı? Altı çizilmesi bir not, IMF’in bu konuda her ülkenin kendine en uygun sistemi benimsemesi şeklindeki telkini.
IMF’in makroekonomi politikası tartışmalarına imzasını atması ile yeni bir dönemece girdik. G20 üyesi bir ülke olarak tartışmaların dışında kalamayız.
Korkmaz İLKORUR
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/