ABD’nin bu tür bir krizden çıkışının çok uzun sürmeyeceğini iddia edenler bile artık endişeliler. Bu krizin Japonya’nın yaşadığı uzun süreli kriz gibi olabileceğini ciddi bir olasılık olarak göz önünde bulundurmaya başladılar. Tek dayanak Amerikalı tüketicinin başka hiç kimseye benzemeyecek kadar tüketim eğilimli olması. Yani ekonomide en ufak bir toparlanma eğilimi göründüğünde Amerikalı tüketici harcamaya başlayabilir. İş ki harcama potansiyeli devam etsin. Zaten ortalığa saçılan bu paraların nedeni de o harcama potansiyelini ayakta tutabilmek. Merkez Bankaları, deflasyonist gidişi öngördükleri için enflasyona karşı kullanılan bütün politikaları tersine çevirmiş bulunuyorlar. Faizler indiriliyor, likidite bollaştırılıyor, yani enflasyonu önlemek için ne yapılması gerekirse ters yapılıyor. Nedeni çok basit: Artık konu enflasyon değil. Konu deflasyonist gidişi önlemek. Bu aşamada, bu adımların ileride enflasyon yaratıp yaratmayacağını sorgulamanın hiçbir anlamı yok, çünkü deflasyonist gidişi durduramazsak zaten sistem çökmüş olacak.
Bugün gelişmiş dünyanın durduğu yer aşağıdaki şekilde kare, Türkiye’nin durduğu yer ise üçgen ile gösterilen yerdir. Bu saptamam doğruysa dibe doğru gidişte bizim gelişmiş dünyaya göre gidecek daha fazla yolumuz var demektir. Ne var ki son dönemde bizim dibe gidişimiz de hızlanmış bulunuyor. Aralık ayında cari açıktaki daralmaya ve kapasite kullanımındaki düşüşüne bakarsak gelişmiş dünyanın önüne geçmemize az kaldığını söylemek mümkün. 5 Ağustos 2008’de şöyle yazmışım: “Bizde 2001 krizi gibi bir kriz olmaz demeyin. Bize bir şey olmaz teorisi geçerli kaldığı sürece gidiş o gidiştir.”
Dibin nasıl olacağını gelecek yazımda şekillerle anlatmaya çalışacağım.
Mahfi Eğilmez
Kaynak: http://www.radikal.com.tr/ (18.01.2009)