18 Ocak 2009 Pazar

Krizin Neresindeyiz?

Her geçen gün ABD’den ve AB’den kötü haberler gelmeye devam ediyor. İşsizlik oranı ABD’de yüzde 7.2’ye, Almanya’da yüzde 7.6’ya, İspanya’da yüzde 13’e tırmandı. Satışlar düşmeye, zararlar artmaya devam ediyor. Talep daralması ithalatın kısılmasını hızlandırıyor. İthalat kısıldıkça ihracata dayalı büyüme modeli uygulayan ülkeler (başta Çin olmak üzere) ciddi bir sıkıntının içine yuvarlanıyor. Şu ana kadar alınan önlemler, yani vergi indirimleri, harcama artırımları, çeşitli teşvikler, likidite sağlamaya dönük operasyonlar, devletleştirmeler henüz çöküşü durdurmaya yeterli olmuş görünmüyor. Olsa olsa ani bir batışın hızını yavaşlatmış ve dibe gidişi frenleyici bir etki yaratmış bulunuyor.

ABD’nin bu tür bir krizden çıkışının çok uzun sürmeyeceğini iddia edenler bile artık endişeliler. Bu krizin Japonya’nın yaşadığı uzun süreli kriz gibi olabileceğini ciddi bir olasılık olarak göz önünde bulundurmaya başladılar. Tek dayanak Amerikalı tüketicinin başka hiç kimseye benzemeyecek kadar tüketim eğilimli olması. Yani ekonomide en ufak bir toparlanma eğilimi göründüğünde Amerikalı tüketici harcamaya başlayabilir. İş ki harcama potansiyeli devam etsin. Zaten ortalığa saçılan bu paraların nedeni de o harcama potansiyelini ayakta tutabilmek. Merkez Bankaları, deflasyonist gidişi öngördükleri için enflasyona karşı kullanılan bütün politikaları tersine çevirmiş bulunuyorlar. Faizler indiriliyor, likidite bollaştırılıyor, yani enflasyonu önlemek için ne yapılması gerekirse ters yapılıyor. Nedeni çok basit: Artık konu enflasyon değil. Konu deflasyonist gidişi önlemek. Bu aşamada, bu adımların ileride enflasyon yaratıp yaratmayacağını sorgulamanın hiçbir anlamı yok, çünkü deflasyonist gidişi durduramazsak zaten sistem çökmüş olacak.

Bugün gelişmiş dünyanın durduğu yer aşağıdaki şekilde kare, Türkiye’nin durduğu yer ise üçgen ile gösterilen yerdir. Bu saptamam doğruysa dibe doğru gidişte bizim gelişmiş dünyaya göre gidecek daha fazla yolumuz var demektir. Ne var ki son dönemde bizim dibe gidişimiz de hızlanmış bulunuyor. Aralık ayında cari açıktaki daralmaya ve kapasite kullanımındaki düşüşüne bakarsak gelişmiş dünyanın önüne geçmemize az kaldığını söylemek mümkün. 5 Ağustos 2008’de şöyle yazmışım: “Bizde 2001 krizi gibi bir kriz olmaz demeyin. Bize bir şey olmaz teorisi geçerli kaldığı sürece gidiş o gidiştir.”
Dibin nasıl olacağını gelecek yazımda şekillerle anlatmaya çalışacağım.

















Mahfi Eğilmez

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/ (18.01.2009)

15 Ocak 2009 Perşembe

Yeni bir tür yatırım fonu kuruluyor

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) Başkanı Turan Erol, kurulun ilk kez ulusal 30 endeksini baz alan bir borsa yatırım fonunun kuruluşuna izin verdiğini bildirdi.

Erol, AA muhabirine yaptığı açıklamada, düzenleme çalışmaları 2004 yılında tamamlanan ve ilk örneği 2005 yılında halka arz edilen borsa yatırım fonlarının sayısında sürekli bir artış gözlendiğini, mevcut durumda 9 borsa yatırım fonunun katılma paylarının borsada işlem gördüğünü söyledi.

Borsa yatırım fonlarından 6 tanesinin hisse senedi endekslerine, 2 tanesinin sabit getirili menkul kıymet endekslerine ve 1 tanesinin altın fiyat endeksine dayalı olarak kurulduğunu anlatan Erol, mevcut 6 adet hisse senedine dayalı borsa yatırım fonunun baz aldıkları endekslerin tamamının uluslararası endeks yapıcılar tarafından oluşturulan endeksler olduğunu, ancak bu yıl içinde yapılan düzenlemeler ile borsa endekslerinin borsa yatırım fonlarında kullanımının mümkün hale getirildiğini kaydetti.

SPK'nın, Ulusal 30 endeksini baz alan ilk borsa yatırım fonunun kuruluşuna izin verdiğini bildiren Erol, yakın zamanda bu fonun katılma paylarının halka arzı ile birlikte yatırımcılardan gelen talebe bağlı olarak fonun büyümesinin Ulusal 30 Endeksi kapsamındaki hisse senetlerine ilişkin talepte de artışa yol açmasının beklendiğini anlattı.

Erol bu yeni tür fonun, Ulusal-30 endeksine bağlı vadeli işlemler açısından da yararlı bir finansal araç olacağını tahmin ettiğini söyledi.

Kaynak:
www.bigpara.com