24 Aralık 2008 Çarşamba

İMKB, iki yeni endeks oluşturdu

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) 2009 yılı başından itibaren iki yeni endeksin daha hesaplanmaya başlanacağını duyurdu.

İMKB Yönetim Kurulunun bugünkü toplantısında alınan kara ilişkin günlük bültende yer alan yazıda, 2009 yılı başından itibaren, İMKB Ulusal-30 Endeksinde bulunan hisse senetleri hariç, İMKB Ulusal-100 Endeksinde yer alan diğer 70 hisse senedinden oluşan İMKB Ulusal 100-30 Endeksinin ve İMKB Ulusal-100 Endeksinde bulunan hisse senetleri hariç, İMKB Ulusal-Tüm Endeksinde yer alan diğer hisse senetlerinden oluşan İMKB Ulusal Tüm-100 Endeksinin hesaplanmaya başlanacağı belirtildi.

Yazıda, İMKB Ulusal-100 Endeksinin 31 Aralık 2008 tarihli ikinci seans kapanış değerinin söz konusu endekslerin başlangıç değeri olacağına işaret edilerek, buna yönelik olarak İMKB Hisse Senetleri Endeksleri Temel Kurallarında bazı değişikliklerin yapılmasının kararlaştırıldığı kaydedildi.

Yıl sonu itibariyle “İMKB Hisse Senetleri Endeksleri Temel Kuralları” uyarınca hesaplanmaya başlanacak İMKB Ulusal 100-30 Endeksinin kodu “XYUZO” ve İMKB Ulusal Tüm-100 Endeksinin kodu “XTUMY” olacak.

Kaynak: www.bigpara.com

23 Aralık 2008 Salı

Merkez Bankası faiz indirdi ama...

Küresel krizdeki canlanma gerekliliğini fırsat bilen MB, toplamda 1,25 puanlık indirim yaptı ve buna piyasaların cevabı da olumlu oldu... Lakin MB'nin temel yaklaşımı enflasyonu frenlemek, lakin bu kararla bir yaklaşımı daha ortaya çıkıyor: büyüme! MB artık tek hedef olarak enflasyonu görmüyor, büyümeyi de dikkate alıyor.
Bir de MB eski başkanı Gazi Erçel'in yorumu var ki, işin biraz da gerçek yönünü gösteriyor:
"Faiz indiriminin büyük beklentiler yaratmaması önemlidir. Çünkü bu kararın ekonomiye etkisinin beklendiği kadar büyük olmayacağı açık. Kararın tüketimi artırması zor. Türkiye'de henüz tüketim harcamaları faiz indirimlerden etkilenecek ölçüde kredilerle fonlanmıyor. Ayrıca şiketlerin kullandıkları döviz kredilerinin yıllık olarak Türk Lirası karşılığına bakıldığında maliyetlerin negatif oluğu görülüyor. Faiz indirimi bu nedenle hissedilecek bir canlanma yaratmayacak. Ancak moral açısından son derece önemli."
Bana kalırsa bu faiz indirimleri yabancı sermayenin rahatlama yardımcı oldu ve güven sorununa çözüm getirdi. Ki hal-i hazırda hala en yüksek reel faizi veren ülke konumundayız hala... Bu faiz indirminin yabancı yatırıma dönüşmesi için mikro ekonomik hareketlere ihtiyaç vardır. Bunlar hükümet teşviği ile güven sağlamak ve bazı hukukî düzenlemelerle olur.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Ekonomik Politikanın Ayrıntıları

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, günlerdir konuşulan paketin ayrıntılarını ilk kez ekonomi muhabirlerine anlattı. Yurtdışından temin edilen kredilerin karşılıklarının indirilmesi, sukuk-icara ya da kira senedi olarak adlandırılan varlığa dayalı menkul kıymetlerin çıkarılması üzerinde çalışılan konular arasında.

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleriyle kahvaltılı sohbet toplantısında buluşan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, küresel ekonomik krizin Türkiye'yi gelişmiş ülkelere göre neden daha az etkilediği konusunda değerlendirmelerde bulundu.

Küresel ekonomik krizin birçok kurum, birçok ülkenin yönetim ve denetimi düzeyinde, birçok kaliteli kurumun fonksiyon ve yapıları düzeyinde tartışıldığını, ancak sonuçta krizin yükselen piyasalara etkili bir biçimde yansıdığını söyledi.

Şu anda yükselen piyasalardaki derinliğin tartışıldığını belirten Ekren, ilk tartışma noktasının yükselen piyasaların gelişmiş ekonomilerle dış ticaret ilişkisi şeklinde olduğunu, ikinci aşamada ise mal hareketlerindeki akışkanlığın tartışılmaya başlandığını kaydetti.

Bugün gelinen noktada gelişmiş ekonomilerin yükselen piyasalarda ilave bir riski olup olmadığının tartışıldığını ifade eden Ekren, bütün gelişmiş ekonomilerin, yükselen piyasalardaki doğrudan ya da portföy yatırımlarının boyutunun önemli hale gelmeye başladığını, onun için kurtarma operasyonlarında en fazla üzerinde durulan konunun gelişmiş ülkelerin yükselen piyasalarda yaptığı yatırımların ikinci bir beklenmeyen kriz dalgası oluşturmaması için hangi tür eylemlerin yapılacağı konusuna bakıldığını söyledi.

Türkiye ekonomisi neden daha az etkilendi?

Ekren, Türkiye ekonomisinin son yıllarda küresel ekonomi ile entegrasyonu artsa bile dünya sisteminden aldığı payın hala çok küçük düzeylerde olduğunu belirttii.

Ekren, Dünya ticaret hacminde şu anda Türkiye'nin dış ticaret hacmi ortalama yüzde 1... Benzer şey sermaye hareketleri için de geçerli. Özetle genel bir eğilim olarak Türkiye bir entegrasyon sürecinde, dolayısıyla hem sermaye hareketleri bakımından, hem de ticaret hareketleri bakımından ortaya çıkan her gelişmenin Türkiye'yi doğrudan ya da dolaylı etkileme hali söz konusu değil dedi.

Dolayısıyla küresel finansal kriz Türkiye'ye nasıl etki yapacak diye bakıldığında dış finansman ve dış talep olmak üzere iki sorunla karşı karşıya kalınacağını anlatan Ekren, dış finansman denildiği zaman Türkiye'nin geleneksel olarak çektiği doğrudan yatırım, portföy yatırımı ve kredilerin gelişim sürecine bakmak, dış talep denildiği zamanda ihracat piyasalarındaki gelişmelere bakmak gerektiğini söyledi.

Ekren, büyüme için dışarıdan fon sağlamanın elbette önemli olduğunu, fakat bu süreçte öz kaynakları kullanmanın de çok önemli olduğunu ifade etti.

Türkiye bir konjonktür dalgasıyla karşı karşıya

Bu süreçte Türkiye'nin bir konjonktür dalgasıyla karşı karşıya olduğunu da belirten Ekren, büyüme, kapasite kullanımı, enflasyon, faiz ve kur gibi parametrelere bakıldığı zaman bunun anlaşılabileceğini kaydetti.

2009-2012 döneminde dünya üretiminin bir toparlanma sürecine gireceğinin söylendiğini anlatan Ekren, şunları söyledi:

Bu da bize şu sinyali veriyor; her ne kadar küresel krizle Türkiye kendine has konjonktürüyle kısa vadede odaklanmak önemli ise de, orta vadede Türkiye'nin ve yükselen piyasaların bir vizyonunun da sürekli tutulması gerekir.

Çünkü yeni finansal mimaride hangi ülkelerin, hangi pozisyonda olacağı tartışmaları da üzerinde durulan ana noktalardan bir tanesi. Biz de hep şöyle söylüyorduk; elbette bütün ülkeler etkileniyor, Türkiye de etkilenecek, fakat amacımız hasar minimasyonudur. Niye böyle diye bakıldığında, yani 'niye biz az etkileneceğiz ya da az etkilenme ihtimalimiz var' diye düşünüldüğünde birçok gösterge söylenebilir.

Bu göstergelerden önemli olduğunu düşündüğüm bir gösterge şu; küresel krizden en fazla etkilenen ülkeleri eğer finans bağlamında bakarsanız bir konu çok öne çıkıyor, küçük ekonomiler büyük bankacılık sektörü ya da büyük ekonomiler küçük bankacılık sektörü. O açıdan bakıldığında aslında yükselen piyasalardaki en fazla sorun, üreten, en fazla sorunla karşılaşan ülkelerin kendi ekonomik büyüklüklerine bankacılık sektörünün büyük olmasında aramak gerekiyor.

Türkiye'de ise ulusal gelirleri de revize ettikten sonra baktığımızda bizim banka aktiflerimizin, kredilerimizin bile milli gelir içinde mevduatla ilişkilendirdiğimizde mütevazi seviyelerde olduğunu bunun da Türk bankacılık sektörünün geleceği bakımından ciddi bir potansiyel taşıdığını söylüyorduk.

İkinci önemli noktanın gelişmiş piyasalardaki karşılıklı yatırımlar olduğunu anlatan Ekren, Avusturya, İsveç, İspanya, İzlanda, Macaristan ve diğer ülkelere bakıldığında ciddi finansal yatırımlar olduğunun söylenebileceğini, dolayısıyla Türkiye için bu yönden bakıldığı zaman ülkede yükselen piyasa riskinin de bulunmadığını vurguladı.

Ekren, mortgage kredileri, hane halkının borçluluk oranı gibi göstergeler bakımından da diğer ülkelere göre durumun hala yönetilebilir durumda olduğunu kaydetti.

Krizin en önemli nedeni likiditenin aşırı bolluğu

Ekren, küresel finans krizi için pek çok neden sayılabileceğini ama bunlardan en önemlisinin o dönemde likiditenin aşırı bolluğu olduğunu söyledi.

Şimdi de krizi sonlandırmak için piyasalara aşırı şekilde likidite enjekte edildiğini belirten Ekren, Bugün dünyada enjekte edilen ortalama tutar 5,5-6 trilyon dolar. Bu kadar büyük miktarda bir para dolarizasyon sürecini de beraberinde getirecektir dedi.

5,5-6 trilyon dolarlık bir likidite enjekte edilmesine rağmen, büyüme göstergelerinin hala düşük şekilde tahmin edildiğini, bunun ortada bir sorun olduğunu gösterdiğini anlatan Ekren, Bu sorun da güven sorunudur. Yeteri kadar likidite var ama bu likiditenin tahrik etmesi gereken büyüme, yatırım ve diğer temel parametrelerde hala aşağı yönlü revizyonlar yapılıyorsa üstü kapalı vurgulanan nokta güven sorunudur. Güven çözülürse bütün parametreler çok hızlı şekilde normal seviyelerine dönebilir diye konuştu.

Ekren güven sorununun çözülememesi halinde ise likiditenin dengesiz dağılımından dolayı korumacılığın yeni bir tehdit olarak ön plana çıkabileceğini ifade etti.

Küresel finans krizi değerlendirilirken, yükselen piyasalarda gelişmiş ekonomilere yönelik başka bir stres kaynağı oluşacak mı? diye bakmak gerektiğini de vurgulayan Ekren, gelişmiş ekonomilerin kendi ülkelerinin dışında yapmış oldukları yatırımların kendilerine risk olarak dönmemesi için yeni bir süreci yönetmek zorunda kalacaklarını kaydetti.

G-20 toplantısı

G-20 toplantısına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Ekren, burada bir kaç noktanın ön plana çıktığını söyledi.

Alınacak ve alınan tedbirler konusunda her ne kadar mutabakat olsa da küresel ölçekli bir konsensüsün bulunmadığına işaret eden Ekren, krize karşı her ülkenin kendine has özel sorunlarını da dikkat alıp genel sorunu çözmeye yönelmesi gerektiğini ifade etti.

Ekren, toplantıda finans piyasalarının reformunun gündeme geldiğini ve Dünya Bankası ile Uluslararası Para Fonu'nun yeniden yapılanmasının kaçınılmaz olduğunun ön plana çıktığını kaydetti.

Güven sorunu

Krizin çıkışına ilişkin pek çok neden sayılabileceğini ama bunlardan en önemlisinin o dönemde likiditenin aşırı bolluğu olduğunu belirten Ekren, şimdi krizi sonlandırmak için de piyasalara aşırı şekilde likidite enjekte edildiğini, bu durumun önümüzdeki dönemde bir dolarizasyon sorununu da beraberinde getirebileceğine dikkat çekti.

Ekren, dünya piyasalarına enjekte edilen ortalama tutarın 5,5-6 trilyon dolar olduğunu, ancak büyüme göstergelerinin hala düşük şekilde tahmin edildiğini belirterek, Yeteri kadar likidite var ama bu likiditenin tahrik etmesi gereken büyüme, yatırım ve diğer temel parametrelerde hala aşağı yönlü revizyonlar yapılıyorsa üstü kapalı vurgulanan nokta, güven sorunudur. Güven çözülürse bütün parametreler çok hızlı şekilde normal seviyelerine dönebilir. Güven sorunu çözülmezse bu sefer likiditenin dengesiz dağılımından dolayı korumacılık yeni bir tehdit olarak ön plana çıkabilir dedi.

Ekonomi yönetimi ne yapıyor?

Bakan Ekren bu ortamda ekonomi yönetiminin ne yaptığıyla ilgili olarak da şunları söyledi:

Orta vadeli programımızla 2009 programımız hala bir vizyon belgesi olarak geçerliliğini koruyor. Mali kural önümüzdeki dönemde en fazla tartışacağımız, adım atacağımız konudur.

Bütçe açığıyla kamu borç stokunun GSYH'ye oranları bakımından Türkiye'nin bir örtülü mali kural uyguladığı da çok açıktır. Dünyada, kuralsız müdahalelerin söz konusu olduğu bir ortamda, Türkiye'nin ısrarla mali disiplini uyguluyor olması tercih ve önceliğimizi ortaya koymuş durumda.

Genişletici, teşvik edici mali disiplin diyoruz. Bu, yatırımları ve üretimleri özel sektör ve kamu sektörü olarak destekleyen ve aynı zamanda toplam talebi teşvik eden bir mekanizma.

Başbakan Yardımcısı Ekren, Merkez Bankası'nın döviz depo işlemlerini yeniden başlattığını hatırlattı ve yurtdışındaki kredilerin karşılıklarıyla ilgili bir düzenleme yapılabilirse dış fonun ortaya çıkardığı döviz likiditesine bir miktar destek verilmiş olacağını kaydetti. Ekren, bugünlerde bu konuda bir inisiyatif alınabileceğini bildirdi.

Bir diğer önlem olarak Eximbank'ın imkan ve kaynaklarının artırılması gerektiğini ifade eden Ekren, Hazine'nin kaynak aktarımı gerekir. Elbette bunun bir zamanlaması olacaktır. Dönem sonunda Hazine kendi imkanlarına bakarak böyle bir aktarım yapabilir. İkinci önemli kaynak, daha önce de kullanılan reeskont penceresi. Bunu değerlendirerek dış taleple ilgili bir sorunu imkan ve kaynaklarımız ölçüsünde çözebileceğimiz sinyalini verebiliriz dedi.

YTL likidite konusunda Merkez Bankası'nın dövize göre çok daha hızlı ve esnek olduğunu vurgulayan Ekren, şöyle devam etti:

Bankacılık sektöründe sermayede rahatlama oldu. Yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde teminat mektupları konusunda bir düzenleme yapıldı. Kredi Garanti Fonu'nu da bu süreçte etkin kullanabileceğiz. Önümüzdeki dönemde bunlara ilave olarak bazı kaynakların ekonomiye kazandırılması şeklinde yurtdışından gelen kaynakları düşündüğümüzü biliyorsunuz.

Hisse senetlerindeki stopajı düşürdük. Mevduatın kapsam ve tutarının garantisine ilişkin Bakanlar Kurulu'na bilgi aktardık. KOSGEB 350 milyon YTL'lik, TOBB ve Halk Bankası da 1,5 milyar YTL'lik bir KOBİ kredisi sürecini başlattı.

Ekren, faktoring ve leasingle ilgili yasasının da çok kısa süre içinde TBMM'ye geleceğini sözlerine ekledi.

Ekren, sohbet toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Ekonomik önlem paketine yönelik sorular üzerine Ekren, orta vadeli program ile 2009 yılı programında neler yapılacağının belirlendiğini, 2009 yılı programında bir takım yapısal reformların ayrı, standart rutin işlerin de ayrı vurgulandığını hatırlattı.

Orada kullanılan terminolojinin, politika tedbiri ve politika önceliği olduğunu kaydeden Bakan Ekren, şöyle devam etti:

Dolayısı ile bankaların yurt dışından temin ettikleri kredinin karşılık oranları ile ya da Merkez Bankası, Eximbank reeskont penceresi ya da kredi garanti fonunun işlevliğinin artırılması ya da Hazine'nin önümüzdeki dönemde borçlanma politikalarının tümü, politika tedbiri ve önceliği olarak zamanı geldiğinde açıklayacağımız temel yaklaşımlardır.

Şöyle bir şey olabilir belki, bu politika tedbir ve önceliklerinin tümünü bir paket olarak da takdim etmek mümkün sonuçta. Şunları şunları yaptık, budur denebilir. Onu Sayın Başbakan söyledi. Muhtemelen de bu işlerin tümünü uygun bir formada getirdiğimizde bir arkadaşımız kalkar der ki politika tedbir ve önceliklerinde oluşan paketimiz budur.

Paketin yüzde kaçını biliyoruz sorusu üzerine de Ekren, Açıklananların yüzde 100'ünü biliyoruz yanıtını verdi.

Bakan Nazım Ekren, bir gazetecinin Bir paket var mı yok mu sorusunu ise Politika tedbirlerimiz ve önceliklerimiz devam edecek yanıtını verdi.

Varlığa Dayalı Menkul Kıymet İhracı ilgili bir başka soru üzerine de Ekren, Varlığa Dayalı Menkul Kıymet İhracı'nın uzun süredir gündemde olduğunu kaydederek, orta vadeli programda bununla ilgili sinyalin verildiğini söyledi.

Ekren, Dedik ki kamu en azından Hazine enstrüman çeşitlenmesine gidecektir diye söylemiştik. Bu bunlardan bir tanesi olacak. Türk ekonomi tarihine baktığımızda, gelir ortaklığı senetlerini düşündüğünüzde benzer bir uygulama yapılmıştı bu şekilde diye konuştu.

2009 yılı verileri

2009 yılı verilerinin revizyonuna ilişkin soru üzerine Ekren, temel politika dokümanlarının revize edildiği tarihlerin belli olduğunu söyledi.

Ekren, 2010'da bir orta vadeli programın daha çıkartılacağını belirterek, o sırada konjonktür nasıl bir sinyal veriyor ise aynısının oraya yansıtılacağını kaydetti.

IMF ile imzalanacak anlaşmaya yönelik soru üzerine de Ekren, konuyu ilgili bakanının takip ettiğini söyledi.

Ekren, Kredi Garanti Fonu ile ilgili soru üzerine, Kredi Garanti Fonu'nun TOBB VE KOSGEB ortaklığı olduğunu, belli bir sermayesi bulunduğunu, bu sermayenin artırılabilme imkanı ve bu fonun vereceği garantiyi artırma konusu üzerinde çalışıldığını, ortak bir nokta bulunduğunda bunun da politika tedbirleri içinde yer alacağını bildirdi.

Ekren, bir gazetecinin Türkiye, küresel krize olumsuz konjonktürde mi yakalandı? şeklindeki sorusu üzerine, Orta Vadeli Programı, diğer bütün orta vadeli programlardan ayıran en temel farklılığının neden yeni bir perspektif gerekiyor sorgusunun başlatıldığı bir program olduğunu belirtti.

Dünyada küresel finansal krizin yanında, gıda ve enerji krizinin de bulunduğunu kaydeden Ekren, programda Türkiye'nin dışındaki gelişmeler, Türkiye'de iş yapma biçimlerinin, karşılaşılan sorunların, iç ve dış çevre koşullarının değişmesinden dolayı yeni bir perspektif gerektiğinin ve Türkiye'nin eskiye oranla birtakım kırılganlıklarını kaybettiğinin vurgulandığını anlattı.

Ekren, programda ayrıca özel sektör ile kamu sektörünün bir kurumsal yapı içinde, ekonomi ve finansal yönetişim modeli kurmasının önemine, kayıtdışılıkla mücadeleye ve ulusal ekonomik savunma konseptinin vurgu yapıldığını kaydederek, Bu da şu sinyali veriyordu, ister ulusal konjonktürden kaynaklansın, isterse küresel krizden kaynaklansın Türkiye'nin 2013 ve 2023 hedefleri konusunda kendine has bir yaklaşımı olmaz ise sorunların sadece günlük olanların da patinaj yapılır, öyle gidilir dedi.

Mali disiplin konusunda farklı bir yaklaşım içinde olmadıklarını da kaydeden Ekren, ihracat konusunda da Eximbank ile ihracatçının farklı yöne yönelmesi ve içeride alınan teşvik edici ve yönlendirici mali disiplin ile toplam talebin belli seviyede tutulmasını düşündüklerini söyledi.