24 Aralık 2008 Çarşamba

İMKB, iki yeni endeks oluşturdu

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) 2009 yılı başından itibaren iki yeni endeksin daha hesaplanmaya başlanacağını duyurdu.

İMKB Yönetim Kurulunun bugünkü toplantısında alınan kara ilişkin günlük bültende yer alan yazıda, 2009 yılı başından itibaren, İMKB Ulusal-30 Endeksinde bulunan hisse senetleri hariç, İMKB Ulusal-100 Endeksinde yer alan diğer 70 hisse senedinden oluşan İMKB Ulusal 100-30 Endeksinin ve İMKB Ulusal-100 Endeksinde bulunan hisse senetleri hariç, İMKB Ulusal-Tüm Endeksinde yer alan diğer hisse senetlerinden oluşan İMKB Ulusal Tüm-100 Endeksinin hesaplanmaya başlanacağı belirtildi.

Yazıda, İMKB Ulusal-100 Endeksinin 31 Aralık 2008 tarihli ikinci seans kapanış değerinin söz konusu endekslerin başlangıç değeri olacağına işaret edilerek, buna yönelik olarak İMKB Hisse Senetleri Endeksleri Temel Kurallarında bazı değişikliklerin yapılmasının kararlaştırıldığı kaydedildi.

Yıl sonu itibariyle “İMKB Hisse Senetleri Endeksleri Temel Kuralları” uyarınca hesaplanmaya başlanacak İMKB Ulusal 100-30 Endeksinin kodu “XYUZO” ve İMKB Ulusal Tüm-100 Endeksinin kodu “XTUMY” olacak.

Kaynak: www.bigpara.com

23 Aralık 2008 Salı

Merkez Bankası faiz indirdi ama...

Küresel krizdeki canlanma gerekliliğini fırsat bilen MB, toplamda 1,25 puanlık indirim yaptı ve buna piyasaların cevabı da olumlu oldu... Lakin MB'nin temel yaklaşımı enflasyonu frenlemek, lakin bu kararla bir yaklaşımı daha ortaya çıkıyor: büyüme! MB artık tek hedef olarak enflasyonu görmüyor, büyümeyi de dikkate alıyor.
Bir de MB eski başkanı Gazi Erçel'in yorumu var ki, işin biraz da gerçek yönünü gösteriyor:
"Faiz indiriminin büyük beklentiler yaratmaması önemlidir. Çünkü bu kararın ekonomiye etkisinin beklendiği kadar büyük olmayacağı açık. Kararın tüketimi artırması zor. Türkiye'de henüz tüketim harcamaları faiz indirimlerden etkilenecek ölçüde kredilerle fonlanmıyor. Ayrıca şiketlerin kullandıkları döviz kredilerinin yıllık olarak Türk Lirası karşılığına bakıldığında maliyetlerin negatif oluğu görülüyor. Faiz indirimi bu nedenle hissedilecek bir canlanma yaratmayacak. Ancak moral açısından son derece önemli."
Bana kalırsa bu faiz indirimleri yabancı sermayenin rahatlama yardımcı oldu ve güven sorununa çözüm getirdi. Ki hal-i hazırda hala en yüksek reel faizi veren ülke konumundayız hala... Bu faiz indirminin yabancı yatırıma dönüşmesi için mikro ekonomik hareketlere ihtiyaç vardır. Bunlar hükümet teşviği ile güven sağlamak ve bazı hukukî düzenlemelerle olur.

1 Aralık 2008 Pazartesi

Ekonomik Politikanın Ayrıntıları

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, günlerdir konuşulan paketin ayrıntılarını ilk kez ekonomi muhabirlerine anlattı. Yurtdışından temin edilen kredilerin karşılıklarının indirilmesi, sukuk-icara ya da kira senedi olarak adlandırılan varlığa dayalı menkul kıymetlerin çıkarılması üzerinde çalışılan konular arasında.

Ekonomi Muhabirleri Derneği (EMD) üyeleriyle kahvaltılı sohbet toplantısında buluşan Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Nazım Ekren, küresel ekonomik krizin Türkiye'yi gelişmiş ülkelere göre neden daha az etkilediği konusunda değerlendirmelerde bulundu.

Küresel ekonomik krizin birçok kurum, birçok ülkenin yönetim ve denetimi düzeyinde, birçok kaliteli kurumun fonksiyon ve yapıları düzeyinde tartışıldığını, ancak sonuçta krizin yükselen piyasalara etkili bir biçimde yansıdığını söyledi.

Şu anda yükselen piyasalardaki derinliğin tartışıldığını belirten Ekren, ilk tartışma noktasının yükselen piyasaların gelişmiş ekonomilerle dış ticaret ilişkisi şeklinde olduğunu, ikinci aşamada ise mal hareketlerindeki akışkanlığın tartışılmaya başlandığını kaydetti.

Bugün gelinen noktada gelişmiş ekonomilerin yükselen piyasalarda ilave bir riski olup olmadığının tartışıldığını ifade eden Ekren, bütün gelişmiş ekonomilerin, yükselen piyasalardaki doğrudan ya da portföy yatırımlarının boyutunun önemli hale gelmeye başladığını, onun için kurtarma operasyonlarında en fazla üzerinde durulan konunun gelişmiş ülkelerin yükselen piyasalarda yaptığı yatırımların ikinci bir beklenmeyen kriz dalgası oluşturmaması için hangi tür eylemlerin yapılacağı konusuna bakıldığını söyledi.

Türkiye ekonomisi neden daha az etkilendi?

Ekren, Türkiye ekonomisinin son yıllarda küresel ekonomi ile entegrasyonu artsa bile dünya sisteminden aldığı payın hala çok küçük düzeylerde olduğunu belirttii.

Ekren, Dünya ticaret hacminde şu anda Türkiye'nin dış ticaret hacmi ortalama yüzde 1... Benzer şey sermaye hareketleri için de geçerli. Özetle genel bir eğilim olarak Türkiye bir entegrasyon sürecinde, dolayısıyla hem sermaye hareketleri bakımından, hem de ticaret hareketleri bakımından ortaya çıkan her gelişmenin Türkiye'yi doğrudan ya da dolaylı etkileme hali söz konusu değil dedi.

Dolayısıyla küresel finansal kriz Türkiye'ye nasıl etki yapacak diye bakıldığında dış finansman ve dış talep olmak üzere iki sorunla karşı karşıya kalınacağını anlatan Ekren, dış finansman denildiği zaman Türkiye'nin geleneksel olarak çektiği doğrudan yatırım, portföy yatırımı ve kredilerin gelişim sürecine bakmak, dış talep denildiği zamanda ihracat piyasalarındaki gelişmelere bakmak gerektiğini söyledi.

Ekren, büyüme için dışarıdan fon sağlamanın elbette önemli olduğunu, fakat bu süreçte öz kaynakları kullanmanın de çok önemli olduğunu ifade etti.

Türkiye bir konjonktür dalgasıyla karşı karşıya

Bu süreçte Türkiye'nin bir konjonktür dalgasıyla karşı karşıya olduğunu da belirten Ekren, büyüme, kapasite kullanımı, enflasyon, faiz ve kur gibi parametrelere bakıldığı zaman bunun anlaşılabileceğini kaydetti.

2009-2012 döneminde dünya üretiminin bir toparlanma sürecine gireceğinin söylendiğini anlatan Ekren, şunları söyledi:

Bu da bize şu sinyali veriyor; her ne kadar küresel krizle Türkiye kendine has konjonktürüyle kısa vadede odaklanmak önemli ise de, orta vadede Türkiye'nin ve yükselen piyasaların bir vizyonunun da sürekli tutulması gerekir.

Çünkü yeni finansal mimaride hangi ülkelerin, hangi pozisyonda olacağı tartışmaları da üzerinde durulan ana noktalardan bir tanesi. Biz de hep şöyle söylüyorduk; elbette bütün ülkeler etkileniyor, Türkiye de etkilenecek, fakat amacımız hasar minimasyonudur. Niye böyle diye bakıldığında, yani 'niye biz az etkileneceğiz ya da az etkilenme ihtimalimiz var' diye düşünüldüğünde birçok gösterge söylenebilir.

Bu göstergelerden önemli olduğunu düşündüğüm bir gösterge şu; küresel krizden en fazla etkilenen ülkeleri eğer finans bağlamında bakarsanız bir konu çok öne çıkıyor, küçük ekonomiler büyük bankacılık sektörü ya da büyük ekonomiler küçük bankacılık sektörü. O açıdan bakıldığında aslında yükselen piyasalardaki en fazla sorun, üreten, en fazla sorunla karşılaşan ülkelerin kendi ekonomik büyüklüklerine bankacılık sektörünün büyük olmasında aramak gerekiyor.

Türkiye'de ise ulusal gelirleri de revize ettikten sonra baktığımızda bizim banka aktiflerimizin, kredilerimizin bile milli gelir içinde mevduatla ilişkilendirdiğimizde mütevazi seviyelerde olduğunu bunun da Türk bankacılık sektörünün geleceği bakımından ciddi bir potansiyel taşıdığını söylüyorduk.

İkinci önemli noktanın gelişmiş piyasalardaki karşılıklı yatırımlar olduğunu anlatan Ekren, Avusturya, İsveç, İspanya, İzlanda, Macaristan ve diğer ülkelere bakıldığında ciddi finansal yatırımlar olduğunun söylenebileceğini, dolayısıyla Türkiye için bu yönden bakıldığı zaman ülkede yükselen piyasa riskinin de bulunmadığını vurguladı.

Ekren, mortgage kredileri, hane halkının borçluluk oranı gibi göstergeler bakımından da diğer ülkelere göre durumun hala yönetilebilir durumda olduğunu kaydetti.

Krizin en önemli nedeni likiditenin aşırı bolluğu

Ekren, küresel finans krizi için pek çok neden sayılabileceğini ama bunlardan en önemlisinin o dönemde likiditenin aşırı bolluğu olduğunu söyledi.

Şimdi de krizi sonlandırmak için piyasalara aşırı şekilde likidite enjekte edildiğini belirten Ekren, Bugün dünyada enjekte edilen ortalama tutar 5,5-6 trilyon dolar. Bu kadar büyük miktarda bir para dolarizasyon sürecini de beraberinde getirecektir dedi.

5,5-6 trilyon dolarlık bir likidite enjekte edilmesine rağmen, büyüme göstergelerinin hala düşük şekilde tahmin edildiğini, bunun ortada bir sorun olduğunu gösterdiğini anlatan Ekren, Bu sorun da güven sorunudur. Yeteri kadar likidite var ama bu likiditenin tahrik etmesi gereken büyüme, yatırım ve diğer temel parametrelerde hala aşağı yönlü revizyonlar yapılıyorsa üstü kapalı vurgulanan nokta güven sorunudur. Güven çözülürse bütün parametreler çok hızlı şekilde normal seviyelerine dönebilir diye konuştu.

Ekren güven sorununun çözülememesi halinde ise likiditenin dengesiz dağılımından dolayı korumacılığın yeni bir tehdit olarak ön plana çıkabileceğini ifade etti.

Küresel finans krizi değerlendirilirken, yükselen piyasalarda gelişmiş ekonomilere yönelik başka bir stres kaynağı oluşacak mı? diye bakmak gerektiğini de vurgulayan Ekren, gelişmiş ekonomilerin kendi ülkelerinin dışında yapmış oldukları yatırımların kendilerine risk olarak dönmemesi için yeni bir süreci yönetmek zorunda kalacaklarını kaydetti.

G-20 toplantısı

G-20 toplantısına ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Ekren, burada bir kaç noktanın ön plana çıktığını söyledi.

Alınacak ve alınan tedbirler konusunda her ne kadar mutabakat olsa da küresel ölçekli bir konsensüsün bulunmadığına işaret eden Ekren, krize karşı her ülkenin kendine has özel sorunlarını da dikkat alıp genel sorunu çözmeye yönelmesi gerektiğini ifade etti.

Ekren, toplantıda finans piyasalarının reformunun gündeme geldiğini ve Dünya Bankası ile Uluslararası Para Fonu'nun yeniden yapılanmasının kaçınılmaz olduğunun ön plana çıktığını kaydetti.

Güven sorunu

Krizin çıkışına ilişkin pek çok neden sayılabileceğini ama bunlardan en önemlisinin o dönemde likiditenin aşırı bolluğu olduğunu belirten Ekren, şimdi krizi sonlandırmak için de piyasalara aşırı şekilde likidite enjekte edildiğini, bu durumun önümüzdeki dönemde bir dolarizasyon sorununu da beraberinde getirebileceğine dikkat çekti.

Ekren, dünya piyasalarına enjekte edilen ortalama tutarın 5,5-6 trilyon dolar olduğunu, ancak büyüme göstergelerinin hala düşük şekilde tahmin edildiğini belirterek, Yeteri kadar likidite var ama bu likiditenin tahrik etmesi gereken büyüme, yatırım ve diğer temel parametrelerde hala aşağı yönlü revizyonlar yapılıyorsa üstü kapalı vurgulanan nokta, güven sorunudur. Güven çözülürse bütün parametreler çok hızlı şekilde normal seviyelerine dönebilir. Güven sorunu çözülmezse bu sefer likiditenin dengesiz dağılımından dolayı korumacılık yeni bir tehdit olarak ön plana çıkabilir dedi.

Ekonomi yönetimi ne yapıyor?

Bakan Ekren bu ortamda ekonomi yönetiminin ne yaptığıyla ilgili olarak da şunları söyledi:

Orta vadeli programımızla 2009 programımız hala bir vizyon belgesi olarak geçerliliğini koruyor. Mali kural önümüzdeki dönemde en fazla tartışacağımız, adım atacağımız konudur.

Bütçe açığıyla kamu borç stokunun GSYH'ye oranları bakımından Türkiye'nin bir örtülü mali kural uyguladığı da çok açıktır. Dünyada, kuralsız müdahalelerin söz konusu olduğu bir ortamda, Türkiye'nin ısrarla mali disiplini uyguluyor olması tercih ve önceliğimizi ortaya koymuş durumda.

Genişletici, teşvik edici mali disiplin diyoruz. Bu, yatırımları ve üretimleri özel sektör ve kamu sektörü olarak destekleyen ve aynı zamanda toplam talebi teşvik eden bir mekanizma.

Başbakan Yardımcısı Ekren, Merkez Bankası'nın döviz depo işlemlerini yeniden başlattığını hatırlattı ve yurtdışındaki kredilerin karşılıklarıyla ilgili bir düzenleme yapılabilirse dış fonun ortaya çıkardığı döviz likiditesine bir miktar destek verilmiş olacağını kaydetti. Ekren, bugünlerde bu konuda bir inisiyatif alınabileceğini bildirdi.

Bir diğer önlem olarak Eximbank'ın imkan ve kaynaklarının artırılması gerektiğini ifade eden Ekren, Hazine'nin kaynak aktarımı gerekir. Elbette bunun bir zamanlaması olacaktır. Dönem sonunda Hazine kendi imkanlarına bakarak böyle bir aktarım yapabilir. İkinci önemli kaynak, daha önce de kullanılan reeskont penceresi. Bunu değerlendirerek dış taleple ilgili bir sorunu imkan ve kaynaklarımız ölçüsünde çözebileceğimiz sinyalini verebiliriz dedi.

YTL likidite konusunda Merkez Bankası'nın dövize göre çok daha hızlı ve esnek olduğunu vurgulayan Ekren, şöyle devam etti:

Bankacılık sektöründe sermayede rahatlama oldu. Yurtdışı müteahhitlik hizmetlerinde teminat mektupları konusunda bir düzenleme yapıldı. Kredi Garanti Fonu'nu da bu süreçte etkin kullanabileceğiz. Önümüzdeki dönemde bunlara ilave olarak bazı kaynakların ekonomiye kazandırılması şeklinde yurtdışından gelen kaynakları düşündüğümüzü biliyorsunuz.

Hisse senetlerindeki stopajı düşürdük. Mevduatın kapsam ve tutarının garantisine ilişkin Bakanlar Kurulu'na bilgi aktardık. KOSGEB 350 milyon YTL'lik, TOBB ve Halk Bankası da 1,5 milyar YTL'lik bir KOBİ kredisi sürecini başlattı.

Ekren, faktoring ve leasingle ilgili yasasının da çok kısa süre içinde TBMM'ye geleceğini sözlerine ekledi.

Ekren, sohbet toplantısında gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Ekonomik önlem paketine yönelik sorular üzerine Ekren, orta vadeli program ile 2009 yılı programında neler yapılacağının belirlendiğini, 2009 yılı programında bir takım yapısal reformların ayrı, standart rutin işlerin de ayrı vurgulandığını hatırlattı.

Orada kullanılan terminolojinin, politika tedbiri ve politika önceliği olduğunu kaydeden Bakan Ekren, şöyle devam etti:

Dolayısı ile bankaların yurt dışından temin ettikleri kredinin karşılık oranları ile ya da Merkez Bankası, Eximbank reeskont penceresi ya da kredi garanti fonunun işlevliğinin artırılması ya da Hazine'nin önümüzdeki dönemde borçlanma politikalarının tümü, politika tedbiri ve önceliği olarak zamanı geldiğinde açıklayacağımız temel yaklaşımlardır.

Şöyle bir şey olabilir belki, bu politika tedbir ve önceliklerinin tümünü bir paket olarak da takdim etmek mümkün sonuçta. Şunları şunları yaptık, budur denebilir. Onu Sayın Başbakan söyledi. Muhtemelen de bu işlerin tümünü uygun bir formada getirdiğimizde bir arkadaşımız kalkar der ki politika tedbir ve önceliklerinde oluşan paketimiz budur.

Paketin yüzde kaçını biliyoruz sorusu üzerine de Ekren, Açıklananların yüzde 100'ünü biliyoruz yanıtını verdi.

Bakan Nazım Ekren, bir gazetecinin Bir paket var mı yok mu sorusunu ise Politika tedbirlerimiz ve önceliklerimiz devam edecek yanıtını verdi.

Varlığa Dayalı Menkul Kıymet İhracı ilgili bir başka soru üzerine de Ekren, Varlığa Dayalı Menkul Kıymet İhracı'nın uzun süredir gündemde olduğunu kaydederek, orta vadeli programda bununla ilgili sinyalin verildiğini söyledi.

Ekren, Dedik ki kamu en azından Hazine enstrüman çeşitlenmesine gidecektir diye söylemiştik. Bu bunlardan bir tanesi olacak. Türk ekonomi tarihine baktığımızda, gelir ortaklığı senetlerini düşündüğünüzde benzer bir uygulama yapılmıştı bu şekilde diye konuştu.

2009 yılı verileri

2009 yılı verilerinin revizyonuna ilişkin soru üzerine Ekren, temel politika dokümanlarının revize edildiği tarihlerin belli olduğunu söyledi.

Ekren, 2010'da bir orta vadeli programın daha çıkartılacağını belirterek, o sırada konjonktür nasıl bir sinyal veriyor ise aynısının oraya yansıtılacağını kaydetti.

IMF ile imzalanacak anlaşmaya yönelik soru üzerine de Ekren, konuyu ilgili bakanının takip ettiğini söyledi.

Ekren, Kredi Garanti Fonu ile ilgili soru üzerine, Kredi Garanti Fonu'nun TOBB VE KOSGEB ortaklığı olduğunu, belli bir sermayesi bulunduğunu, bu sermayenin artırılabilme imkanı ve bu fonun vereceği garantiyi artırma konusu üzerinde çalışıldığını, ortak bir nokta bulunduğunda bunun da politika tedbirleri içinde yer alacağını bildirdi.

Ekren, bir gazetecinin Türkiye, küresel krize olumsuz konjonktürde mi yakalandı? şeklindeki sorusu üzerine, Orta Vadeli Programı, diğer bütün orta vadeli programlardan ayıran en temel farklılığının neden yeni bir perspektif gerekiyor sorgusunun başlatıldığı bir program olduğunu belirtti.

Dünyada küresel finansal krizin yanında, gıda ve enerji krizinin de bulunduğunu kaydeden Ekren, programda Türkiye'nin dışındaki gelişmeler, Türkiye'de iş yapma biçimlerinin, karşılaşılan sorunların, iç ve dış çevre koşullarının değişmesinden dolayı yeni bir perspektif gerektiğinin ve Türkiye'nin eskiye oranla birtakım kırılganlıklarını kaybettiğinin vurgulandığını anlattı.

Ekren, programda ayrıca özel sektör ile kamu sektörünün bir kurumsal yapı içinde, ekonomi ve finansal yönetişim modeli kurmasının önemine, kayıtdışılıkla mücadeleye ve ulusal ekonomik savunma konseptinin vurgu yapıldığını kaydederek, Bu da şu sinyali veriyordu, ister ulusal konjonktürden kaynaklansın, isterse küresel krizden kaynaklansın Türkiye'nin 2013 ve 2023 hedefleri konusunda kendine has bir yaklaşımı olmaz ise sorunların sadece günlük olanların da patinaj yapılır, öyle gidilir dedi.

Mali disiplin konusunda farklı bir yaklaşım içinde olmadıklarını da kaydeden Ekren, ihracat konusunda da Eximbank ile ihracatçının farklı yöne yönelmesi ve içeride alınan teşvik edici ve yönlendirici mali disiplin ile toplam talebin belli seviyede tutulmasını düşündüklerini söyledi.

28 Kasım 2008 Cuma

'Dolar devalüe edilebilir emtiaya yönelin' tavsiyesi

ABD hükümetinin, uluslararası rezerv para rolünü gözardı ederek doların değerini düşürmeyi hedeflediği belirtiliyor.Ünlü Rogers Holding bBaşkanı Jim Rogers, Washinton yönetiminin ABD ekonomisinin rekabet gücünü arttırmak amacıyla doları devalüe edebileceğini ileri sürdü ve yatırımcıya emtia ürünleri alması tavsiyesinde bulundu.
Para ve emtia piyasalarındaki hareketleri doğru tahmin etmesiyle ünlü Jim Rogers, Singapur'da Bloomberg'e yaptığı açıklamada, "Dolar dünya rezerv para birimi olma konumunu kaybedecek, Amerikan parası devalüe edilecek ve çok aşağıya inecek. Washington'daki adamlar doların değerini düşürmeyi istiyorlar" dedi. Rogers, "Paranızın değerini düşürürseniz bunun sizi daha rekabetçi bir konuma getireceğini sanıyorlar. Bu tarihte uzun dönemde hiç başarılı olmadı" dedi. Rogers, doların haziranda başlayan rallisinin önümüzdeki yıllara da sarkacağını söyleyerek, "Bu ralli sırasında elimdeki dolarlardan kurtulmak istiyorum" dedi. Rogers eğer bu işe şimdi başlasaydı kendisinin Japon Yeni alcağını berlirterek, "Ancak bu da yapay bir hareket. Şu sıralar gerçekten hangi paranın güçlü olduğunu anlamak çok zor" açıklamasında bulundu.
Rogers, 27 Nisan'da dolarda bir ralli beklediğini söylediğinden bu yana doların bir grup para birimine karşı değerini gösteren dolar endeksi yüzde 19 yükseldi. Yatırımcının finans krizi sırasında güvenli liman olarak gördükleri ABD Hazine kağıtlarına yönelmesi dolara da yaradı ve dolar, Japon Yeni hariç en çok işlem gören 16 para birimi karşısında değerlendi. Rogers'a göre Amerikalı politikacılar, ekonomiyi canlandırmak için dolardaki çıkışı tersine çevirmek taraftarı.

Rogers'ın 2006 yılındaki petrol fiyatının 100 dolara ulaşacağı ve altının 1000 dolar/ons seviyesini geçeceği öngörüsü dedoğru çıkmıştı. Rogers Uluslararası Emtia Endeksi, temmuz ayında ulaştığı rekor seviyesinin yüzde 52 altına indi. Endeks sadece kasım ayında yüzde 11 değer kaybetti. Rogers Endeksi, son 7 yılda ise %124 yükselmiş durumda.

Kaynak: Dünya Gazetesi, 26.11.2008

27 Kasım 2008 Perşembe

Türk Lirası Global Oldu

Dünya'nın en büyük türev borsası Chicago Ticaret Borsası (Chicago Mercantile Exchange, CME) Türk Lirası ile "future" kontratların yapılmaya başlanacağını açıkladı. İlk future TL kontratlar 2009 yılının ilk çeyreğinden başlayarak USD/TL ve Euro/TL cinsinden yapılacak. Analistler, TL'nin ilk defa uluslararası bir piyasada 24 saat boyunca aralıksız olarak işlem göreceğine dikkat çekerek "Bu adım Türk Lirası'na hem uluslararası ilginin arttığının bir göstergesi hem de küresel krizin yaşadığı bir dönemde İMKB ve VOB kapandıktan sonra ABD'den gelen gelişmelere hızlı tepki verebilecek olması da önemli" yorumunu yaptı.
Borsa yönetiminden yapılan açıklamalarda 2004 yılında tedavüle sokulan Yeni Türk Lirası'nın son yıllarda ABD Doları ve Euro karşısında bile değer kazanarak benzersiz büyüme kaydettiği belirtildi. Açıklamada, büyüyen sanayi sektörüyle önümüzdeki yıllarda yükselen bir piyasa olarak anılacak olan Türkiye'nin adının sıkça geçeceğine dikkat çekildi.
Avrupa ve Asya arasındaki konumuna dikkat çekilen açıklamada Türkiye'nin tarihsel olarak doğu ile batı arasında bir geçiş yeri olduğu vurgulandı. 2005 yılında Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinin başladığının anımsatıldığı açıklamada, Türkiye'nin ekonomisinin büyük sıçramalar kaydedildiği belirtildi. Ayrıca Türkiye'nin bu ekonomik sıçramalarla Rusya, Çin ve Brezilya gibi diğer sanayileşen ülkelere aynı lige girdiği bildirildi.
CME böylece yükselen piyasalarda daha da büyümeyi ve Avrasya bölgesi ile olan bağlantılarını arttırmayı hedefliyor. TL kontratlarla birlikte borsada 20 ayrı para birimi, 43 döviz çifti ve 31 opsiyonlu döviz çiftinden işlem yapılabiliyor olacak. TL, VOB'da da future kontrat olarak işlem görüyor.

Kaynak: Dünya Gazetesi, 13.11.2008

26 Kasım 2008 Çarşamba

Roubini ilk defa olumlu konuştu

Newsweek dergisinden Daniel Stone ile yaptığı röportajda, ABD'nin yeni başkanı Barack Obama'nın ekonomik gelişmelere tavrını hızlı ve cesurca bulduğunu söyleyerek yeni yönetime sıcak baktığını belirtti. Hazine Sekreteri Tim Geithner ve Ulusal Ekonomik Kurul Başkanı Larry Summers'ı başarılı bulduğunu da sözlerine ekliyor.

Newsweek dergisinin Roubini'ye Obama'nın yeni takımı hakkında ne düşündüğünü yönelttiği soruya Obama'nın seçimlerinin mükemmel olduğunu belirterek cevap verdi. Tim Geithner'ın pragmatik bir kişiliğe sahip olduğunu söyleyen Roubini, Geithner'ın hazine için büyük bir lider olacağını kaydetti. Hazine ve IMF deneyimi olan Geithner'ın aynı zamanda FED deneyimi olduğunu da sözlerine ekledi. Larry Summer'ın da yeteneklerini öven Nouriel Roubini bu yeni ekiple ekonomide güzel hareketlerin olabileceğini söyledi.

Roubini'ye Obama'nın yeni ekibinin ilk yapması gerekenlerin ne olduğu sorusu yöneltildiğinde de öncelikle toplu talebin acilen arttırılması gerektiğini, ikinci olarak da finansal sistemin yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi. Yapılan 700 milyar dolarlık yardımın gerekli yerlere ulaşması için hızlı hareket edilmesi gerektiğini vurguladı.

Obama'nın öncelikli olarak altyapı ve enerji büyümesine ağırlık vererek işgücü potansiyelini arttırma fikrini de doğru bulduğunu belirten büyük ekonomist öncelikli olarak çökmekte olan konut sektörünü ve harcama dengelerinin kurulmasını desteklemenin gerekliliğini savundu. Ardından daha geniş bir düzlemde düşünerek işsizlik sorunun çözülmesi gerektiğini ortaya koydu. Altyapı ve enerji yatırımlarının başlangıçta işsizlik sorununun önüne geçeceğini vurgulayarak yeni takımı desteklediğinin üzerinde durdu.

Kaynak:
www.bigpara.com

19 Ekim 2008 Pazar

Vadeli İşlemler

Eurobond Nedir ?
Hükümet ya da şirketlerin ,kendi ülkeleri dışında, kaynak sağlamak amacıyla, yabancı para cinsinden ihraç ettikleri, genelde uzun vadeli ve kupon ödemeli borçlanma araçlarıdır.

Kimlere uygundur ?
Yatırımlarınızı orta veya uzun vadelerde değerlendirerek döviz cinsinden düşük riskli sabit bir getiri sağlamak istiyorsanız Eurobond işlemleri yapabilirsiniz.

Özellikleri :
• Başta Amerikan Doları olmak üzere ,Euro,Japon Yeni,İsviçre Frangı gibi döviz cinsleri üzerinden ihraç edilebilmektedirler.
• Vadeleri genellikle 5 – 30 yıl arasında değişir.
• 6 ayda bir veya yılda bir , sabit veya değişken kupon faizi öderler .
• Genellikle hamiline yazılı olarak ihraç edilirler ancak fiziki teslim mümkün değildir.
• 2.el piyasası olan yatırım araçlarıdır.Genellikle uzun vadeli olarak ihraç edilmelerine karşın,vade sonunu beklemeden nakde çevrilebilmekte ve getiriniz nakde çevrileceği tarihteki piyasa koşullarına bağlı olarak değişebilmektedir.
• İkincil piyasa işlemlerinde standart işlem valörü ‘ işlem tarihi + 3 iş günü ' dür.
• Eurobond kupon ödemelerinde stopaj kesintisi yoktur.Yatırımcının elde ettiği geliri beyan etme zorunluluğu vardır.
• Klasik TL ve YP yatırımlarına alternatif olarak cazibesi gittikçe artan yüksek getirili bir yatırım aracıdır.


Forward Nedir ?
Forward temel olarak bugünden gelecekteki kuru sabitlemek demektir. Taraflar anlaşma tarihinde miktar,fiyat ve para değişimi tarihi konusunda mutabık kalırlar, fakat para değişimi yapmazlar. Belirledikleri tarih geldiğinde her iki tarafta önceden anlaşma sağladıkları kur üzerinden yükümlülüklerini yerine getiriler.

Kimlere uygundur ?
Forward işlemler ileri vadelerde döviz riski taşıyanlar (ithalatçılar, ihracatçılar, dövize endeksli kredi kullananlar vs…) tarafından bu risklerden korunma amacıyla kullanılabilir. Ayrıca döviz piyasalarında spekülatif işlem yapmak isteyenler için de uygundur.

Özellikleri :
• Forward işlemler tezgahüstü piyasalarda yapılır.
• Forward fiyat spot kur ve faiz farkındaki hareketlerden etkilenir.


Swap Nedir ?
Swap, iki varlığın değişimi olarak ifade edilebilir. Gerek faiz ve gerekse de para birimleri birbirleriyle değiştirilebir. Swap iki farklı vadeye yapılan döviz alış ve satış aracılığıyla ya da zıt yönlü ve farklı para cinsindeki varlıkların para piyasaları işlemleriyle ileri vadeye taşınmasıyla olur.

Kimlere uygundur ?
Swap işlemleri döviz ve faiz riskine açık olan yatırımcı ve portföy yöneticileri için uygundur.

Özellikleri:
Örnek olarak elinizde Amerikan Doları varlığınız var ve İngiliz Sterlini cinsinden borcunuz var. Aynı zamanda Amerikan Dolarının, İngiliz Sterlini karşısında değer kazanmasını bekliyorsunuz ne yapabilirsiniz.?
Bu durumda yapabileceğiniz ilk şey Amerikan Dolarlarınızı İngiliz Sterlini'ne çevirerek borcunuzu ödemektir. Fakat bu durumda eğer gerçekten Amerikan Doları, Sterlin karşısında değer kazanırsa belirli bir kayba uğramak kesindir. Oysa Swap yaparak bu duruma bir çözüm getirebilirsiniz. Şöyle ki ; bulacağınız bir partnere siz o günkü parite üzerinden Amerikan Dolarınızı verip karşılığında İngiliz Sterlini alırsınız. Aldığınız Sterlinlerle borcunuzu ödersiniz. Partnerinizle, Amerikan Dolarının faizini, İngiliz Sterlinin faizini ve vadeyi belirlersiniz.
İşlemin vadesi geldiğinde anlaşılan faizler üzerinden partneriniz size Amerikan Dolarınızı geri öder sizde partnerinize olan İngiliz Sterlini borcunuzu ödemek için o günkü parite üzerinden elinizdeki Amerikan Doları ile İngiliz Sterlini alırsınız ve borcunuz ödersiniz. Bu işlemi yaparak Amerikan Dolarının yükselmesinden uğrayabileceğiniz kaybı bertaraf etmiş olursunuz.

Opsiyon Nedir?
Opsiyon latince bir terim olup tercih, seçim anlamına gelmektedir. Temel olarak opsiyonu; herhangi bir varlığı anlaşılan tarihte sabit bir fiyattan satma ya da satın alma hakkı veren araçlar olarak tanımlanabilir. Bu ürünün en önemli özelliği işlemin vadesi geldiğinde opsiyon hakkını elinde tutan tarafın işlemi yapmaktan vazgeçebilmesidir.

Kimlere uygundur ?
Opsiyon işlemleri spot/forward piyasalardaki risklerin kapatılması ya da spekülatif yatırımcılar tarafından kullanılır.

Özellikleri:

İki çeşit opsiyondan bahsetmek mümkündür.

1 - Satın alma hakkı opsiyonu
2 - Satma hakkı opsiyonu

Bu iki opsiyonda da taraflar miktar, işlemin vadesi, vade tarihindeki fiyat ve opsiyon hakkını alan tarafın ödeyeceği prim konusunda bugünden anlaşırlar. Anlaşma tarihinde opsiyon hakkını alan taraf anlaşılan prim miktarını opsiyon hakkını veren tarafa nakden öder. Bunun dışında herhangi bir para değişimi yapılmaz.


Kaynak:
http://www.tskb.com.tr/

8 Temmuz 2008 Salı

Faiz Dışı Fazla


  1. Devletin 100 tl geliri olsun. 140 tl de gideri. bu giderini de detaylı verelim. devletin maaş ödemeleri, genel giderleri ve yatırım giderleri 90 tl olsun. faiz giderleri de 50 tl olsun. toplam gider unutmayalım 140 tl idi, 50 faiz, 90 diğer giderler. yani kırk açığımız var.şimdi 50 faiz giderini çıkartalım. yani geçmişte alınmış borcun faiz yükünü göz önüne almayalım. bu durumda faiz çıktıktan sonra giderler 90 ve gelirler 100 olduğu için faiz hariç fazla verirdik, bu fazla da faizin bir kısmını (sadece 10 kadarını) ödeme gücümüz olduğunu gösterir, ama hepsini ödememize yetmezdi, yani kırk açık kadar borcumuzu arttırmak zorunda kalırdık. şimdi açık vermeyecek isek, gelirleri arttırmak, faiz dışı giderleri de düşürmek zorundayız, çünkü borç faizini bir kere baştan kabullenmişiz. yani yapmamız gereken faiz dışı fazla rakamını yükseltmek, faiz yükünü de azaltmak.
  2. Toplam gelirlerle faiz harcamaları dışındaki diğer harcamalar arasındaki farktır. Bütçe toplamda açık verse dahi, bütçe açığı faiz harcamalarından daha düşükse, faiz dışı fazla veriliyor demektir.faiz dışı fazla verildiğinde, vadesi gelen borçlar yeniden borçlanarak ödeniyor. Borçların faizlerinin ise bir kısmı yeniden borçlanılmak zorunda kalınıyor. Kalanı gelirlerle karşılanıyor.
  3. Faiz dışı fazlayı mümkün olduğunca basite indirgeyip anlatabilmek moda oldu son zamanlarda. sanki basitleştirip de anlayınca sorun çözülebilirmiş gibi. önce elden geldiğince basite indirgeyerek anlatmaya çalışayım faiz dışı fazlayı. bütçenin giderleri, gelirlerinden büyükse bütçe açığı var demektir. bütçenin giderleri ikiye ayrılabilir: (1) faiz giderleri, (2) faiz dışı giderler. eğer bütçe gelirleri faiz dışı giderlerden büyükse o zaman faiz dışı fazla var demektir. bir ülkenin bütçesinin denk olması iyi bir şeydir. ama böyle bir denklik yoksa, yani ülkenin bütçesi açık veriyorsa, bir başka deyişle gelirleri giderlerine yetmiyorsa, o zaman o ülkenin bütçesinin faiz dışı fazla vermesi zorunluluğu vardır. çünkü o zaman o ülkenin gelirleri faiz dışı giderlerinden fazla olacağı için gelir fazlası miktar faiz giderlerinin ödenmesinde kullanılabilir. faiz giderlerini karşılamak için de borçlanmaya gidilmesi sıkıntılar yaratır. eğer bir ülkenin gelirleri faiz dışı giderlerini bile karşılayamıyorsa, yani bir ülke geçmişte aldığı borçların faizlerini ödemek için bile borçlanıyorsa, gün gelir o ülke borçlarını ödeyemez. çünkü o ülkenin kamu yönetimine borç veren kalmaz. faiz dışı fazlanın önemi buradan kaynaklanıyor. imf'nin bize faiz dışı fazla verdirmeye çalışmasının ve bu fazlayı mümkün mertebe yüksek tutmaya çalışmasının nedeni budur. faiz dışı fazla hesaplanırken bütçe ve bütçe dışı faiz dışı fazlalar toplanır ve gsmh'ye bölünür. bütçe dışındaki faiz dışı fazlalar (ya da açıklar) kamu iktisadi teşebbüsleri (kit'ler), mahalli idareler, sosyal güvenlik kurumları, bütçe dışı fonlar ve döner sermayelerden kaynaklanır. bunların tek tek faiz dışı fazla( ya da açıkları) toplanır ve gsmh'ye oranlanırsa türkiye'nin faiz dışı fazla oranı bulunmuş olur. faiz dışı fazla genellikle şöyle bir formülle hesaplanır: gelirler - faiz dışı giderler = faiz dışı fazla / gsmh. yüzde 6.5 olarak tutturulması gereken oran budur. bunun en büyük bileşeni bütçedir. o nedenle de asıl fırtına bütçe çevresinde kopmaktadır. bütçe faiz dışı fazlası olarak imf'nin koyduğu oran 2002 için yüzde 5.5 idi. geri kalan 1 puan da bütçe dışındaki kuruluşlardan gelecekti. ne var ki 2002 yılı bütçe faiz dışı fazlasının yüzde 4.5'te, hatta imf'nin hesaplamasında merkez bankası kârları hesaba katılmadığı için yüzde 3.5'te kaldığı anlaşılıyor. yani yüzde 5.5 olarak konulmuş bulunan bütçe faiz dışı fazla hedefi yüzde 3.5'te kalmış durumda. bunun iki kötülüğü var: (1) 2002 hedefinin tutturulamamış olması, (2) 2003'teki yüzde 5.5'lik hedefin tutturulmasını zorlaştırması. 2002'de eğer yüzde 5.5'lik hedef tutmuş olsaydı o zaman 2003'te önemli şeyler yapmaya gerek kalamayacaktı. ne var ki bu hedef sapması 2003'te yeni vergiler ya da gider kısıntılarını kaçınılmaz olarak gündeme getiriyor. hükümet birtakım yeni gelir kalemleri ve gider kısıntılarını bütçeye monte ederek bu oranı tutturacağını iddia ediyor, imf ise hükümetin bu düzenlemelerinin istenen artışı sağlayamayacağını iddia ediyor. imf'nin tezlerini biraz daha kurcalarsanız başta kdv olmak üzere, vergi oranlarının artırılması ve başta ücretler ve desteklemeler olmak üzere gider kalemlerinin kısılmasını istediği ortaya çıkıyor. imf'ye göre gerçekçi düzenleme ancak böyle yapılabilir. hükümet ise imf'nin afaki bulduğu düzenlemelerinin yüzde 5.5'lik bütçe faiz dışı fazla hedefini tutturacağı iddiasında ısrar ediyor. faiz dışı fazlanın yüksek olması iyi bir şeydir, ama kolay değildir. bunu sağlamak için ya gelirleri artırmak veya giderleri kısmak ya da her ikisini birden yapmak gerekir. gelirleri artırmak bütçe açısından vergileri artırmak, mahalli idareler açısından halktan alınan katkı paylarını ve vergileri artırmak, kit'ler açısından fiyatları artırmak, sosyal güvenlik kurumları açısından ise katkı paylarını ve primleri artırmak demektir. bunların hiçbiri iktidar açısından popüler konular değildir. giderleri kısmak ise devletin yatırımlarını azaltmak, memur maaşlarını yükseltmemek, destekleme fiyatlarını artırmamak demektir. bunların hepsinin ucu vatandaşın cebine dokunur. özetle faiz dışı fazlayı basite indirgeyip anlatmak mümkündür de basit biçimde uygulamak pek mümkün değildir. bir başka deyişle sorunun esası, olayı anlayıp anlatamamaktan değil, anlayıp da uygulayamamaktan kaynaklanır.

26 Mart 2008 Çarşamba

Hedge Fon Nedir?

Hedge fonların daha yüksek getiri sağlamalarında daha az denetime tabi olmaları nedeniyle sermaye yeterliliği karşılığı gibi sınırlayıcı etkilerden uzak kalmaları önemli bir etmen.
Özünde yatırım fonları gibi çalışmakla birlikte düzenleme ve risk profili açısından ciddi anlamda farklılık gösteren hedge fonlar yatırımcılara ve fon yöneticilerine sağladığı yüksek getiriler nedeni ile son yıllarda büyük yaygınlık kazanmışlardır. Son yıllarda özellikle türev ürünlerinin kullanımına bağlı olarak giderek yaygınlaşan hedge fonları 2006 yılı itibari 1.3 trilyon dolarlık işlem hacmine ulaşmıştır.
Yatırım danışmanı Alfred Winston Jones’un 1949 yılında hisse senetleri üzerine uzun ve kısa pozisyonlarla oluşturduğu yatırım fonu ilk hedge fon örneği olarak bilinmektedir. Genellikle uzun ve kısa pozisyonların aynı anda alınması nedeni ile esasen oldukça riskli olan bu fonlar hedge (riskten sakınma) fonları olarak anılmaktadır. Ancak bu fonlar yüksek karlara ulaşabilmek için oldukça yüksek kaldıraç (borçlanma etkisi) ve riskler taşımaktadır. Yatırımcı kar edebilmek için en az bir yıl beklemek zorunda olduğu gibi fon yöneticisi de fonun genel piyasa getirisinin (örneğin bir yıllık hazine bonosu) üzerinde yapmış olduğu karın yüzde 20’lere yakın kısmını prim olarak alabilmektedir. Bu şartlar geçekleşmediğinde ise ne yatırımcı ne de fon yöneticisi kar edebilmektedir.HEDGE FON YATIRIM STRATEJİLERİHedge fon yatırım stratejileri, genellikle benzer risk kategorisindeki ülke tahvilleri, hisse senetleri, özel sektör tahvilleri, kredi türev enstrümanları gibi enstrümanlarından oluşturulan portföylerin olası getiri farklarından faydalanmak beklentisi ile oluşturulur. Hedge fonlar kendi içinde çok karmaşık prensiplerle çalımakla birlikte, üç temel yatırım stretejisine dayanmaktadır. Bunlar piyasa trendi, olay tabanlı (event driven) ve arbitraj stratejileridir. Piyasa trendi stratejisi önemli bir makro olayın (Avrupa Para Birliği’nde oluşabilecek olan bir kriz vb) üzerine geliştirilen bir yatırım stratejisi ile oluşturulmaktadır. Olay tabanlı yatırım stratejisi bir firmaya yönelik olan olumsuz bir olay (firm distress) ya da şirket satın almalarına yönelik olabilir. Arbitraj stratejisi ise birbirlerine risk yönünden benzeyen ama getiri yönünden farklı olan enstrümanlar arasında yapılır. HEDGE FONLARI HER ZAMAN KAZANDIRIR MI?Dünya finans piyasaları 2006 Eylül’ünde Amaranth adlı cok önemli hedge fonun batış haberiyle çalkalanmıştır. 32 yaşındaki parlak hedge fon yöneticisi Brian Hunter geçmişte çok önemli finansal yatırım başarılarına imza atmış olsa da emtia fiyatlarındaki ani düşüşün yatırım portföyünde oluşturacağı zararları öngörememeştir. Kısa bir sürede Amaranth fonlarındaki varlıkların yüzde 65’i erimiş ve yatırımcılarını 6 milyar dolarlık zarara uğratmıştır. Bu gelişme özellikle son dönemlerdeki en önemli finansal fiyaskolardan biri olarak düşünülen LTCM’in zararından çok daha vahim bir sonuca yol açmıştır. Olayın hemen ardından BIS (Bank for International Settlement) ve İngiliz Merkez Bankası başta olmak üzere bir çok düzenleyici otorite hedge fonlar hakkında önemli düzenlemeler konusunu tekrar gündeme getirmişlerdir.RİSK KONTROLÜ VE HEDGE FONLARLTCM’in kurucuları arasında yer alan 2 Nobel Ödüllü finans profesörünün (Robert Merton ve Myron S. Scholes) fonlarını batışa sürükleyen riskleri öngörememeleri finans piyasasında şaşkınlık yaratmıştır. LTCM ve Amaranth’ın batışının arkasında risk modellerin çalışması sorgulanmış ve iki temel nokta ortaya çıkartılmıştır. Bunlardan ilki, standart risk ölçüm metotlarının (Riske Maruz Değer) hassasiyeti ve kullandıkları varsayımların çok yüksek kaldıraç taşıyan pozisyonlar için yetersiz kaldığıdır. Daha da önemlisi, özellikle piyasa likiditesi beklenmedik bir biçimde azaldığında finansal getirilerin ne kadar düşebileceğini öngörebilmek çok güçtür. Bunların yanında, ani piyasa değişiminde (örneğin Rusya’nın moratoryum ilan etmesi gibi) tüm fonların risksiz yatırım ürünlerine kaçışı sonucu (flight to quality) normal şartlarda çok iyi çeşitlendirilmiş bir portföy bile son derece riskli bir hale gelebilmektedir. Bütün bu açık noktalar hedge fon risklerinin normal bankacılık risklerinden daha farklı bir biçimde değerlendirilmeleri gereğini göz önüne sermektedir. HEDGE FONLARA İLİŞKİN YASAL DÜZENLEMELER Hedge fonların daha yüksek getiri sağlamalarında daha az denetime tabi olmaları nedeniyle sermaye yeterliliği karşılığı gibi sınırlayıcı etkilerden uzak kalmaları önemli bir etmendir. Ayrıca, yönetici maaş ve primlerinin yatırım fonlarına göre daha esnek olması yüksek getiri kovalamanın arkasındaki bir başka nedendir.Hedge fonları ABD’de SEC’in, Türkiye’de SPK’nın denetimine tabidir. Düzenlemelerin bankalara göre daha sınırlı olmasının nedeni hedge fon yatırım stratejilerinin gizliliğidir. Ne var ki, önce LTCM sonra da Amaranth’ın batışı gibi olaylar bu fonların denetimini tekrardan mercek altına alınmasına neden olmuştur. HEDGE FONLARIN FAYDALARILikidite SağlarlarFiyat belirlenimine ve enformasyonun doğru ve etkin kullanılmasına yararlarGlobal porföylerde çeşitlilik sağlarlarHEDGE FONLARIN OLASI ZARARLARIFinansal stabiliteyi bozabilirlerGelişmekte olan ülkenin yerel maliye ya da para politikalarının etkinliğinin azalmasına neden olabilirlerHEDGE FONLARIN TÜRKİYE’DE UYGULANABİLİRLİĞİTürk finans piyasaları dünyadaki 1.3 trilyon dolarlık hedge fon pastasından belirli bir pay aldığı kesindir. Finansal liberalizasyon şartları altında Türkiye ekonomisi uluslararası fonların ani giriş ve çıkışlarının yaratacağı sorunları yaşamaktadır. Emtia fiyatlarında düşüşün devamı belki yeni Amaranth’lar da yaratacak ve bu da bizim gibi ülkelere olumsuz yansıyabilecektir. Finansal stabilite konusunda daha kalıcı makro ve mikro çözümler aramak ve uygulamak şarttır. Ancak, Türkiye’de tamamen Türk sermayeli ve sadece ülke içi enstrümanlarla çalışacak hedge fon oluşturulmasının önünde önemli engel ve sakıncalar vardır. Aslında bu engeller finans piyasasının geneli içinde önemli olumsuzluklar arasında sayılabilir. Finans piyasasında açığa satış (short) yapılması pek mümkün değildir. Bu da sadece uzun pozisyon alarak hisse tabanlı bir hedge fon yatırım stratejisi yapılabilmesi sonucuna neden olacaktır. Türk finans piyasası Türk hedge fonlarını oluşturacak ve temel hedge fon yatırım stratejilerini gerçekleştirebilmek için yeterli likiditeye sahip değildir.Türk finans piyasasında fonlama vadesi son derece kısadır. Mevduat vadeleri hem Türk Lirası hem de Döviz için hala çok kısadır. Bu çok uzun vadeli yatırım stratejilerine ulaşmayı önlemektedir.Türkiye’de henüz etkin ve derin bir vadeli piyasa oluşturulabilmiş değildir. En temel hedge pozisyonları için likit bir vadeli piyasanın mevcudiyeti şarttır.Hedge fonlardaki karmaşık stratejileri denetlemek için çok sayıda kalifiye finans çalışanı gerekmektedir. Devletin insan kaynakları politikası ile bu karmaşık denetimleri yerine elemanları uzun süre bünyesinde tutması mümkün görünmemektedir. SONUÇFinansal stabilite dünyadaki gelişmiş gelişmekte olan birçok ülke için büyük önem taşımaktadır. Sermaye hareketlerinin ani yön dğiştirmesi bu bağlamda önemli bir tehdit unsuru olarak görülmektedir. Türk finans piyasası dünyadaki yeni gelişmelere gerekli şartlar sağlandıktan sonra ayak uydurmak zorundadır. Ancak yeni ürünlerin özü tam olarak anlaşılmadan yapılacak düzenlemeler sonrasında yıllarca çözülemeyen sorunları da beraberinde getirecektir. Türk finans piyasasının kısa tarihi çok sayıda benzer girişimlere tanık olmuştur. Finans bürokrasisinin hedge fonların kuruluş aşamasında da benzer bir olumsuzlukla karşılaşmaması için geçmişteki hatalardan ders alması gereklidir.

Kaynak: NTV-MSNBC